Gazze için ne yapılmalı ne yapılmamalı?

 “Hoşunuza gitmediği halde savaş üzerinize yazıldı (farz kılındı). Aslında hoşlanmadığınız bir şey belki de sizin için hayırlıdır, sevdiğiniz ve arzuladığınız bir şey de olur ki sizin için şerlidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216’ncı ayet)

“İnkâr edenler isterler ki siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gaflet edesiniz de üzerinize bir baskın yapsınlar.” (Nisa Suresi, 102’nci ayet)

Gazze’de geçtiğimiz yılın Ekim ayından bu yana süren Siyonist vahşet halen tüm Müslümanların bir numaralı gündem maddesi olmaya devam ediyor. Sizler bu yazıyı okuduğunuz sırada İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 150 gün geride kalmış olacak. Gazze’de şehid edilenlerin ve kayıpların toplam sayısı 40 bini aşacak. Vahşet ve katliamlar bir an dahi ara vermeden devam edecek.

Bu 150 günlük soykırım karşısında pek azı müstesna dünyadaki 1,5 milyar Müslümanın suskunluğu ise, İslam aleminin halini net bir şekilde ortaya koyar vaziyette. Bu 150 günlük süre zarfında, Gazze’de Yahudiler ve Haçlı dostları tarafından kuşatılarak birer birer öldürülen yaklaşık 2,5 milyon Müslüman Filistinli için İslam aleminden neredeyse hiçbir ciddi adım atılmamış olması oldukça acı bir hakikat.

Biz Müslümanlar Gazze’deki mazlum ve çaresiz kardeşlerimiz için, kendi geçimimiz ve dünyalığımız için gösterdiğimiz çabaların binde birini dahi göstermedik. Milyonlarca Müslümanı Yahudilerin ve Haçlıların insafına terk ettik. Müslümanların inançlarını her fırsatta istismar etmelerine rağmen, kendi çıkarlarını korumak adına Yahudilere ve Haçlılara karşı hiçbir eyleme girişmeyenlere tek ses edemedik. Buna yol açan şey dünyayı sevme ve ölümü kerih görme hastalığından başka bir şey değildir.

Sevban radiyallahu anh’tan rivayetle, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor:

“‘Yakında diğer milletler, yemek yiyenlerin çanak üzerine toplandığı gibi, sizin üzerinize toplanacaktır!’

Adamın biri, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e:

– ‘O gün biz az mı olacağız?’ dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle söyledi:

– ‘Bilakis, o gün siz çok olacaksınız! Lakin sizler selin sürüklediği çöp gibi olacaksınız! Allah, düşmanlarınızın göğüslerinden size karşı olan korkuyu kaldıracak ve sizin kalplerinize vehn atacaktır!’

Adam, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e:

– ‘Ey Allah’ın Rasulü! Vehn nedir?’ dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

– ‘Dünyayı sevmek ve ölümü sevmemektir.'” (Ebu Davud 4297, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/278, Ebu Nuaym Hilye 1/182, Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 958)

Abdullah bin Ömer radiyallahu anh da, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’i şöyle buyururken dinlediğini haber veriyor:

“Iyne yoluyla alışveriş yaptığınız öküzlerin kuyruğuna yapışıp, ziraata hayatınızı hasrettiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman, Allah size öyle bir zillet musallat eder ki, dininize dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız.” (Sunen-i Ebu Davud, Kitabu’l-İcare, B. 54, Hds. 3462; Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh. 42, 84.)

Gazze’de Siyonist vahşetin başlangıcından bu yana her Müslüman ne yapması gerektiğini düşünüyor. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem esasen bizim düşeceğimiz bu hali ve bunun çözümünü tam 14 asır öncesinden apaçık haber veriyor. Ey Müslümanlar! Zillete ve düşmanların istilasına uğradığınız halin çözümü Allah’ın dinine dönmektir, dünya sevgisini ve ölümü kerih görmeyi kalbimizden söküp atmaktır!

Maalesef biz Müslümanlar bu 150 günlük süreçte Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem’in halimize yazdığı bu apaçık reçeteye rağmen, bize zor gelen bu çözümü tatbik etmemek için adeta elimizden gelen her şeyi yaparak kendimizi kandırmaya devam ettik. Zafere ulaşmayacak, bizi çözüme götürmeyecek, kafir işgalcileri korkutup geri çevirmeyecek şeyler yapıp durduk. Rasulullah’ın buyruğunu değil, kendi akıl ve hevamızın gösterdiği sözde “çözüm önerilerini” takip ettik.

Bu bize ne getirdi? Yazık ki hiçbir şey. 150 gündür İsrail’in tek bir Müslümanı öldürmesine dahi mâni olamadık. Aç ve susuz kalan bir yavruya bile gıda ve su ulaştıramadık. Hastalık ve acıdan kıvranan bir kardeşimize bir tane ağrı kesici hap bile veremedik. İşgalci İsrail’e atılacak bir mermiyi bile Gazze’ye sokamadık. İsrail’e giden milyon dolarlarca askeri yardımı ve ticaret metaını engelleyemedik. İsrail’e karşı harekete geçmek üzere hiçbir idareyi zorlayamadık.

150 gündür yaptığımız (yahut yaptığımızı sandığımız) şeylerin hiçbirinin İsrail vahşetini önlemiyor olması bizlere şunu net olarak göstermelidir: Yaptığımız şeyler İslami açıdan da dünyevi açıdan da zafer kazanmaya ve düşmanları defetmeye elverişsizdir.

Düzenli olarak yazılarımızı okuyan kardeşlerimiz yaklaşık 2.5 sene önce yine bu köşede yazdıklarımızı belki hatırlayacaktır. Bu vesileyle o sözlerimizi tekrar vurgulamış olalım. Müslümanların, aslen faydalı olan fiilleri yanlış kullanmaları sebebiyle başarısız olmaları üzücü bir durumdur. Boykotlar, protesto gösterileri, eylemler, konferanslar, kitap okuma grupları, sabah namazı buluşmaları gibi aslında çok büyük faydalara sahip olan yöntemler yanlış bir usulle ve tek başına kullanıldığı için meyve vermemektedir. Tüm bunlar esasen pasif direniş eylemleri olan, Müslümanları bir araya getirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaçlayan, dolaylı yöntemlerdir.

Tüm bu fiillerin doğrudan hedefe dönük ve gerçek bir yönteme eklemlenmesi gerekir. Bu da Allah yolunda cihaddır, yani Rasulullah’ın açık bir şekilde bizlere gösterdiği buyruğu yerine getirmektir. Konserler, boykotlar, eylemler, yürüyüşler, kermesler ve insani yardım çalışmaları Gazze’yi kurtaramaz. İsrail’in katliamlarını önleyemez. Bunlar sadece bizim vicdanlarımızı tatmin eder ve pasif bir direniş atmosferi ortaya koyar. Sadece bunları yaparak, bunları birer vasıta zannederek hiçbir yol alınamaz. Bu kesinlikle mümkün değildir.

Siyonistler Filistin’i konser vererek, kermes düzenleyerek işgal etmemiştir. Filistin için tüm paralarını, vakitlerini ve canlarını ortaya koyarak bunu yapmışlardır. Okuma yaparak, sosyal medyada paylaşımlar yaparak, yalnızca ilmi birikime odaklı ders halkaları kurarak bu zulmü gidermek gibi bir şey mümkün değildir ve olamaz.

Bu tarz fiilleri esas yöntem haline getirirsek, bu pasif direniş yöntemlerinden bir sonuç çıkmayacaktır. Söz gelimi, yalnızca kitap okuyarak ve kendini eğitip ıslah ederek insan hiçbir yere varamaz. Çünkü yeryüzündeki her hareketin başlangıcı, bir hareket ettireni gerektirir. Bir kişi kendi içerisinde ne kadar enerji ve potansiyel biriktirirse biriktirsin, bunların gerçek bir yöntemle hedefe kanalize edilmemesi, ancak ve ancak insan ve zaman israfıyla sonuçlanacaktır.

Zaten uzun süredir gördüğümüz gibi bu yöntemler, gündemin yoğun olduğu zamanlarda popüler olmakta ve saman alevi gibi parlayıp sönmekte, kısa bir süre sonra unutulmaktadır.

Biz bu satırları bu köşede ilk kez yazdığımızda 2021 yılının Mayıs-Haziran aylarıydı ve İsrail yine Gazze’ye saldırmaktaydı. İslam aleminden gelen tepkiler de bugünle aynıydı. İsrail saldırılarına ara verdiğinde bu tepkiler de sona erdi ve herkes normal hayatlarına geri döndü. Filistin’i, Gazze’yi kurtarma vazifesi unutuldu. Oysa işgal altındaki İslam beldelerini kurtarmak yarı zamanlı bir iş değil, insanın ömrünün tümünü vakfetmesini gerektiren çok uzun vadeli bir meseledir.

Allah azze ve celle her ibadete birden çok hikmet bağlamıştır. Örneğin namaz insana bir kulluk disiplini ve tevhidi bir yönelik katar ve onu günahlardan uzak tutar. Oruç insanın nefsini köreltir, onu dünyalıklardan uzaklaştırarak ahirete yönelmeye sevk eder. Kulun bu ibadetleri yapmasıyla ortaya çıkan İslami maslahatlar öylesine büyüktür ki başka hiçbir amel, hiçbir davranış bu maslahatları gerçekleştirmeye muktedir olamaz.

İşte Allah yolunda cihad ibadeti de böyledir. Cihad ibadetinin gerçekleştirilmesiyle ortaya çıkan en büyük maslahatlardan biri de İslam memleketlerinin kafir işgalcilerin saldırılarından korunması ve kafirlerin gücünün kırılmasıdır.

Bu maslahat Müslümanların özgür ve bağımsız yaşamasını sağlar. Bu sebeple cihad ibadetinin yerine getirilmesiyle ortaya çıkan bu büyük maslahat başka hiçbir ibadetle veya hiçbir amelle yerine getirilemez. Örneğin Müslümanlar eylem yapma maksadıyla bir şehrin meydanına toplanıp her gün akşam namazı kılsalar, bunu Gazze ile dayanışma maksadıyla yapsalar, bu davranış cihad ibadetinin yerini tutamaz. Cihad ibadetiyle ortaya çıkacak olan faydalar böyle bir namaz ibadetiyle ortaya çıkamaz. Yahut Gazze’deki Müslümanlarla dayanışmak ve onların halini anlamak için topluca oruç tutacak olsak bu da cihad ibadetinin hikmetine denk düşemez ve aynı faydaları ortaya çıkarmaz.

Ebu Hureyre radiyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e bir adam gelerek:

” ‘− Bana cihada denk olacak bir amelde delillik et.’ dedi.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

‘− Ben cihada denk olacak bir amel bulamıyorum. Mücahid sefere çıktığı zaman sen mescide girip o dönünceye kadar devamlı namaz kılmaya, iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?’

O kimse:

‘− Buna kimin gücü yeter ki?’ dedi.” (Buhari 2634, Müslim 1878, Tirmizi 1669, Nesei 3114)

Ebu Said el Hudri radiyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Allah’ın yolunda cihad eden kimse Allah’ın garantisi altındadır. Allah ya onu mağfiretine ve rahmetine katar veya onu sevap ve ganimetle geri döndürür. Allah’ın yolunda cihad eden kimsenin misali, (mücahid evine) dönünceye kadar gevşeklik etmeksizin (gündüzleri) oruç tutan ve (geceleri) namaz kılan kimsenin durumu gibidir.” (İbni Mace 2754, Nesei 3113)

Selman radiyallahu anh’tan rivayetle Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Bir gün bir gece (İslam beldesini korumak için) hudutta nöbet beklemek bir ay oruç tutup namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Eğer o kimse nöbette ölürse, yapageldiği salih amelleri üzerine yazılmaya devam eder, rızkı da gönderilmeye devam eder ve kabrin fitneye düşürücülerinden emin olur.” (Müslim 1913/163, Tirmizi 1671, İbni Mace 2767, Ebu Davud 2500, Nesei 3153)

Ebu’d Derda radiyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Allah’ın yolunda bir ay nöbet tutmak, ömür boyu oruç tutmaktan daha hayırlıdır.” (Taberani, Tergib ve Terhib 3/90)

Öyleyse nasıl oluyor da bizler Rasulullah’ın ömür boyu namaz ve oruçla kıyasladığı cihad gibi bir ibadeti bugün konserler ve kermesler düzeyine indirgeyebiliyoruz? Üstelik bu tarz etkinliklerin bazıları Allah azze ve celle’nin hudutlarını resmen, alenen çiğnemekteyken?

Bazılarında Rasulullah’ın menettiği çalgı aletlerinin çalındığı, kadın ve erkeklerin bir araya karıştığı bu etkinlikleri gençlere cihad gibi gösteren, böylece cihad kavramının içini boşaltanlar, bugün içerisine düştüğümüz zillet ve acziyetten maalesef bir ölçüde sorumludur. Bugün kafirlerin ve onlara sevimli görünmek isteyenlerin en fazla tahrif etmeye çalıştığı ibadetin Allah yolunda cihad olması bizleri düşündürmelidir.

Nasıl ki bugün bazı sapkın kimseler İslam’da namazın olmadığını, “salat” kelimesinin “dua” anlamına geldiğini söylüyorsa, onlara benzer olan bazı diğer kimseler de “cihadın savaşmak değil Allah için genel olarak mücadele etmek” olduğu iftirasını dillendirmektedir. Bunların etkisinde kalan bazı kimseler de çalgı aletleri çalmayı, test çözmeyi, sohbetlere katılmayı, video çekmeyi cihad sanmaktadır. Bu, İslam fıkhına dair cehaletin ve tahrifat maksadının bir ürünüdür. Durum, “dua” ile “namaz” arasındaki fark gibidir.

“Salat” kelimesinin dilbilimsel anlamı elbette “dua”dır. Fakat bu kelime İslam’ın fıkhi ıstılahında “namaz kılma” anlamını kazanmış, “tekbir ile selam arasında yapılan hareketleri ve okunanları” ifade etmek için kullanılmıştır. Cihad konusunda da bu böyledir. “Cihad” kelimesinin dilbilimsel anlamı “mücadele”dir. Bu kelime tıpkı “salat” kelimesi gibi İslam’ın fıkhi ıstılahında daha farklı ve belirli bir mana kazanmıştır ki bu mana “Allah yolunda savaşmak”tır. Dört mezhebin fıkıh kitaplarında cihad bahsi böyle işlenmiştir. Çağımızda cihadın müceddidlerinden olan şehid -inşallah- Abdullah Azzam şöyle söylüyor:

“Bizim burada söylediğimiz cihaddan maksat dört mezhep âlimi fakihlerin izah ettikleri cihaddır. O da Allah yolunda savaşmaktır. Evet cihad kıtaldir, harptir, savaştır. Nitekim Hanefiler, Safiler, Malikiler ve Hanbeliler cihadı bu manada almışlardır.” (Tevbe Suresinin Gölgesinde Cihad Dersleri, Cilt 2)

Gazze de dahil olmak üzere İslam memleketlerinin hiçbiri güç kullanılmadan kurtarılamaz. Güç kullanmanın ise iki yöntemi vardır:

– Sahip olduğunuz gücü kullanmak.

– Başkalarının gücünü kullanmak.

Öyleyse yapılacak olan şey Müslümanların kendi güçlerini Allah yolunda kullanmanın yolları için çaba sarf etmesi ve kendileri dışındaki kesimlerin gücünü kendileriyle aynı amaçlara yönelik olarak devreye sokmaya çalışmasıdır. Bu hükümetlere ve diğer çıkar gruplarına baskı uygulamak yoluyla yapılabilir. Bunların dışında hiçbir yol ve yöntemin tek başına, Gazze’de yaşanan Siyonist vahşeti sona erdirmesi mümkün değildir .

vesselam.

Muhammed Eyyub

Son Güncelleme: 1 ay önce