NİJER KRİZİNE İLİŞKİN ÜÇ SENARYO

10 ay önce

Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) tarafından Nijer’de derhal darbeden vazgeçilmesi, alıkoyulan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un serbest bırakılması, anayasal ve kurumsal düzenin yeniden tesis edilmesi için verilen bir haftalık süre dolarken üç senaryo şekillenmeye başladı. Bu senaryoların her biri üstesinden gelinmesi hiç de kolay olmayan çeşitli zorluklar ve bunların aşılmasını güçleştiren sonuçlarla karşı karşıya.

1- Askeri senaryo: Bu senaryo, ECOWAS’ın tehdidinin gerçekleştirilmesi halinde uygulanacak olan ve başkent Niamey’e girilmesini, Cumhurbaşkanı Bazoum’un darbecilerin elinden kurtarılıp yeniden iktidara getirilmesini ve darbecilere karşı askeri bir operasyonun başlatmasını öngörüyor. Edinilen bilgilere göre ECOWAS üyesi 11 ülkenin genelkurmay başkanları bu amaç doğrultusunda, Nijerya’nın başkenti Abuja’da iki gün süren askeri toplantıların ardından 50 bin kişilik bir askeri güç oluşturma kararı aldılar.

fer

Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu cumartesi günü yaptığı açıklamada, Nijerya, Senegal, Fildişi Sahili ve Benin olmak üzere dört büyük ülkenin bu 50 bin kişilik askeri gücün unsurlarını sağlamak için gönüllü olduğunu söyledi. Fransa, ECOWAS kararlarını desteklediğini açıklayan ülkeler arasında en katı ve kararlı olan ülke gibi görünüyor. Savunma Bakanı Lecornu ve Dışişleri Bakanı Catherine Colonna’nın açıklamaları bu katılığın ve kararlığın birer göstergesiydi. Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, Lecornu gibi cumartesi günü yaptığı açıklamada, ECOWAS’ın kararlarını güçlü ve kararlı bir şekilde desteklediklerini söyledi. Fransız Bakan sözlerine “Askeri seçeneğe başvurma tehdidini ciddiye almalıyız” diye ekledi.

asd
Pazar günü başkent sokaklarına dökülen darbe destekçileri. (AP)

Buna karşın ne Colonna ne de Lecornu, Nijer’de, Niamey Havaalanı’nın askeri kısmında konuşlu havacı ve komando birliklerinden bin 600 askeri bulunan Paris’in söz konusu askeri güce destek verip vermeyeceğine değindi. Fakat askeri gücün oluşturulması durumda Fransa ordusunun olası askeri operasyonlara doğrudan katılmayacağına şüphe yok. Çünkü Fransız siyasi kaynaklarının da belirttiği üzere Paris, böyle bir katılımın Fransız karşıtı duyguları harekete geçireceği gerekçesiyle ön planda olmak istemiyor. Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Niamey Büyükelçiliği’ne yönelik işgal girişimi, binanın girişlerinin ateşe verilmesi, camlarının kırılması ve Fransa bayrağının yakılması gibi olaylar, Paris’i Nijer’deki Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin vatandaşlarının ülkeden tahliyesini hızlandırmaya itti. Tahliye edilenler arasında Avrupa vatandaşı olmayanların sayısı binin üzerindeydi.

Herkes Nijerya’nın, kendisiyle aynı görüşteki diğer tarafların etrafında toplanacağı bir eksen haline geleceğini biliyor. Bu da özellikle Nijerya’nın Batı Afrika ülkeleri ve ECOWAS üyeleri arasında demografik, siyasi, ekonomik ve askeri açıdan başlıca güç olmasından kaynaklanıyor. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre Nijerya’nın yeni Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu, askeri müdahaleyi destekleyen, darbe dalgasının diğer Batı Afrika ülkelerine sıçramasını engelleyecek lokomotif olarak kabul ediliyor. Tinubu, sürece öyle sirayet etti ki, geri çekilmesi kendisi ve ülkesi için bir düşüş anlamına gelecektir. Ancak muhalefet, müdahaleyi reddettiği ve müdahaleyi ‘yararsız ve sorumsuz’ bir girişim olarak gördüğü için Tinubu’nun politikası konusunda ülke içinde uzlaşıya varılamıyor.

Nijerya’nın önde gelen siyasetçileri, Devlet Başkanı Tinubu’dan politikasını yeniden gözden geçirmesini istedi. Nijerya Senatosu da aynı zamanda ECOWAS Başkanı olan Tinubu’yu ‘ekonomik topluluktaki önde gelen isimleri, siyasi ve diplomatik seçenekleri geliştirmeye teşvik etmeye’ çağırdı. Yedisi Nijer ile aynı sınırları paylaşan ülkenin kuzey eyaletlerinden senatörler de diğer tüm seçeneklere başvurulmadan ve bu seçenekler tüketilmeden askeri müdahalede bulunulmamasını tavsiye ettiler.

Nijerya Anayasası’na göre ordu, ulusal güvenliğe karşı ‘yakın bir tehdit ya da tehlike durumu’ oluşmadıkça Senato’nun onayı olmadan sınır ötesi operasyonlara katılamaz. Nijerya, petrol zengini bir ülke olmasına rağmen nüfusunun yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ülke, ekonomik bir krizle ve yüksek enflasyonla boğuşuyor. Ülkenin yaşadığı güvenlik sorunları ve güvenlik güçlerinin suç çeteleri, cihatçı ve ayrılıkçı gruplar karşısında aciz kalması da bu sorunları körükleyen etkenler arasında yer alıyor.

fedee
Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu. (AP)

Nijerya için ne geçerliyse her biri ekonomik ve güvenlik sorunları yaşayan diğer üç ülke için de o geçerlidir. Bu ülkelerden biri olan Senegal’de muhalefet lideri ve Ziguinchor Belediye Başkanı Ousmane Sonko’nun tutuklanıp hapse atılmasının ardından ülkede cadı kazanları kaynamaya başladı. Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Musa Faki, geçtiğimiz haziran ayı başlarında güvenlik güçlerinin protesto gösterilerine sert müdahalesinin ardından duyduğu endişeyi dile getirdi. Faki, Senegal hükümetini ‘vatandaşların ifade özgürlüğüne ve barışçıl gösteriler düzenlenme hakkına saygı göstermeye’ çağırırken, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise itidal çağrısında bulundu. Diğer iki ülke olan Fildişi Sahili ve Benin de çeşitli benzer zorluklarla boğuşuyorlar.

Zorluklar bu kadar da değil. Zira eğer askeri müdahalede bulunulursa Afrika’da iki karşıt kampın ortaya çıkması kaçınılmaz. Bu kamplardan biri ECOWAS üyelerinden oluşacak. İkincisi ise Nijer, Mali, Burkina Faso ve Gine’den oluşacak ve Rus paralı asker grubu Wagner bu kampa sızacak. Paris, Savunma Bakanı Lecornu’nun ağzından ‘darbenin arkasında Wagner’in olmadığını’ düşündüğünü ifade etse de sanki bir batı kampı ile ona düşman olan başka bir taraf arasında, Rusya esintileri taşıyan bir çatışmaymış gibi görünecek. Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anne-Claire Legendre, Rusya’nın ‘darbeye doğrudan karışmadığını, ancak bulunduğu yerde istikrarı sarsmaya çalıştığı için fırsatçı bir yaklaşım benimsediğini’ söyledi. Bu durumda ‘darbeciler cephesi’ ile ECOWAS cephesi arasında çıkacak bir savaşın Nijer ve diğer ülkeler için bir felaket olacağı ve radikal gruplara, savaştıkları güçlerin başka yerlerle meşgul olacağı göz önüne alındığında nüfuz alanlarını genişletmeleri için mükemmel bir fırsat sunacağı belirtilmeli.

2- Şu an kimsenin arabuluculuk rolü üstlenmediği Nijer’deki krizde diplomatik çözüm ve garip bir sınır etme senaryosu yaşanıyor. Başlarda Çad Geçiş Dönemi Devlet Başkanı Mahamat İdris Debi Itno fiilen arabuluculuk girişiminde bulundu. Itno, 30 Temmuz Pazar günü Niamey’e gelip Nijer Devlet Başkanı Bazoum ve darbecilerle görüştü, ancak arabuluculuk girişimi sonuç vermedi. Aynı şekilde ECOWAS tarafından Niamey’e gönderilen bir heyet, darbenin başı olan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı General Abdurrrahman (Ömer) Tchiani ve Devlet Başkan Bazoum ile görüşmeyi başaramazken General Tchiani tarafından görevlendirilen bir subayla görüşmekle yetindi ve doğruca Abuja’ya geri döndü. Bu iki arabuluculuk girişimlerinin sorunu, tarafsız değil taraf olmaları idi. Ardından darbecilere geri adım atmaları için bir hafta süre tanınması ters tepti ve darbeciler uzlaşıya yanamayıp geri adım atmamakta kararlı hale geldiler. Darbeciler, Afrikalıların Mali, Burkina Faso ve Gine’deki darbecilere yönelik tutumlarının kendileri için de geçerli olacağı, yani darbenin dayattığı yeni ‘oldu-bittileri’ er ya da geç kabul edecekleri fikrine dayanarak, Bamako ve Vagadugu’daki darbe yönetimlerinden aldıkları cesaret ve Wagner’in desteğiyle daha da güçlendiler.

Darbecilere geri adım attırmak amacıyla askeri operasyon tehdidinde bulunulması, bunun için hazırlık yapılması ve bunun ciddi bir tehdit olduğu konusunda ısrar edilmesi gerektiğini düşünenler olsa da Fransız siyasi kaynaklar, darbecileri çıkmaza sokmak ve teslim olmaya zorlamak yerine güvende olduklarına ve bazı kazanımlar elde edeceklerine dair birtakım garantileri öngören bir teklif sunulması gerektiğini düşünüyorlar.

3- Darbecilere tanınan sürenin uzatılması: Bu senaryoda Sahel bölgesi ve Batı Afrika ülkelerinde daha fazla trajedinin yaşanmasını önlemek amacıyla barışçıl çabalarda bulunulması için ek süre tanınması öngörülse de BM’nin şimdiye kadar gerek Genel Sekreteri Guterres’in şahsında ve gerek Yemen’de ve Sudan’da gerekse dünyanın dört bir yanında yaşanan krizlerde özel temsilcileri düzeyinde neden boş durduğu ve genel açıklamalarla yetindiğini anlaşılmış değil.

Bu yüzden Guterres’in uluslararası desteğe sahip bir girişim başlatarak, savaşa sürüklenen bir duruma müdahale etmede ciddi rol oynamasını engelleyen nedenlerin ne olduğu sorusu ortaya çıkıyor.

Darbecilere tanınan sürenin son saatleri ağır geçerken tarafların her biri, sunulan senaryolarda kar-zarar hesabı yaptılar. Etkili faktörlerin ve hesapların çok olmasına rağmen değişmeyen tek sonuç başta Nijer halkı olmak üzere herkesin kaybedeceği gerçeği olacak.

Son Güncelleme: 10 ay önce