SATIŞIN KÂRI

Hamd Alemlerin Rabbi Olan Allah´a Olsun . Selat ve Selam Onun Resülune Olsun .

“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” [Tevbe: 111].

Hamd alemlerin rabbinedir ve biz de O’na hamd ediyoruz. Ondan istiyor ve ona istiğfar ediyoruz. Nefislerimizin şerrinden amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınıyoruz. Allah kimi hidayete erdirirse onu sapıttıracak yoktur. Kim de sapıtırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed, O’nun kulu ve resulüdür. Onu (salat onun, tüm ashabının, hidayetine tabi olanların ve kıyamete kadar sünneti üzerine yürüyenlerin üzerine olsun) kafirler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için hidayet ve hak dinle göndermiştir. 

Ve sonra: 
Ey Allah’tan Rabb, İslam’dan din, Muhammed’den (s.a.v.) peygamber ve elçi olarak razı olanlar! Allah’tan sakının! Öyle ki Allah Azze ve Celle’ye karşı takvalı olmak, Allahu Subhanehu ve Teala’nın ‘(Ey müminler Ahiret için) Azık toplayın. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının’ buyurduğu gibi en hayırlı azıktır. 

Bildiğiniz gibi kardeşler Allahu Subhanehu ve Teala bizlere mesajların sonuncusu İslam’ı din kılmış, din olarak kullarına ondan başkasından razı olmamıştır. Allahu Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır:

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa (bilsin ki o din) kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o kimse ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” Bu yüce dinle bizim için nimetini kemale erdirmiş ve üzerimize tamamlamıştır.

Zira Allahu Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır: “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.

” Aynı şekilde Allahu Subhanehu ve Teala bizlere, doğru yola götüren hidayetin, kullarından istediğine ihsan ettiği nimetlerinden olduğunu haber vermiştir. Biz namazlarımızın her rekatında “Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu! Gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!” diyoruz. Onlar (doğru yola ilettikleri) hakkında ise Allahu Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır:

“Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar!” [Nisa: 69] 

İslam, Allahu Subhanehu ve Teala’nın bir nimeti, mahlukatı için rahmettir. İslam’ın hidayetine ermek Allahu Subhanehu ve Teala’dan bir nimettir. Allahu Teala her kimin gönlünü İslam’a açar ve kalbini hidayetle nurlandırırsa muhakkak ki ona en büyük ihsanda bulunmuş, en açık hediyeyi vermiş demektir. Bir insanın Allah yolunda hidayete ermesi ise ancak Allahu Subhanehu ve Teala’nın bahşetmesi ve safi ihsanı ile mümkündür.

Zira Allahu azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimse iman edemez.” Bir başka ayette ise şöyle buyurmaktadır: “Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.”

Bizi doğru yola ileten Allahu Subhanehu ve Teala’dır. Bizi, gönderilmişlerin efendisinin (s.a.v) takipçileri olmakla şereflendiren O’dur. Bu dine mensupluk açısından insanlar ikiye ayrılmıştır: Hak, hidayet ve doğru yol grubu ki bunlar Allah’ın hizbi olan müminlerdir. Diğeri ise lanetlenmiş şeytanın hizbi olan dalalet ve kötülük (şekavet) grubu.

Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir.Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”

Allahu Azze ve Celle başka bir ayette de şöyle buyuruyor: “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir. Kim Allah’ı, onun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.” Allahu Teala şeytan hakkında ise şöyle buyurmuştur: “İşte onlar şeytanın taraftarıdırlar. İyi bilin ki şeytanın taraftarları mutlaka kaybedenlerdir.”

Hidayet grubu hak ehlidir ve onlar, -ta ki Allah Subhanehu ve Teala kitaplarını kendilerine indirdiğinden, yeryüzüne ve üzerindekilere varisçi olana kadar peygamberlerinin takipçileridirler. Şeytanın takipçileri ise zelil, rezil ve alçaklardır.

Allahu Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve Resülüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır.” Ayrıca şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar.”

Bu bölünme, ikiyedir.İlki iman, hidayet grubu ki bunlar Rahmanın hizbidirler. İkincisi de dalalet, küfür ve kötülük grubudur. Bunlarsa şeytanın hizbidirler. Allahu Subhanehu ve Teala bizlere bu bölünmenin iki grup arasında asla kesilmeyecek bir itişme ve çatışmaya yol açacağını haber vermektedir.

Allahu Azze ve Celle, kafirler hakkında şöyle buyuruyor: “Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler.” Bir başka ayette de şöyle buyuruyor: “Sen dinlerine uymadıkça, Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmazlar.”

Allahu Teala bizlere onların içlerinde gizledikleri kıskançlık ve nefreti de bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ehl-i kitaptan çoğu, hak ve doğru olan kendilerine apaçık belli olduktan sonra sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek isterler.” Ayrıca şöyle buyurmuştur: “(Ey müminler!) Kafirler de putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine tahsis eder.” Öyleyse bu demek oluyor ki çatışma asla kesilmeyecek. 

İman ehlinin niyeti ve hedefi, insanların hidayete ermeleri, karanlıklardan aydınlığa, sıkıntılı bir hayattan rahmete, darlıktan bolluğa kavuşmalarıdır. Zira Allahu Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır:

“De ki: İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz (kör bir saplantı içinde değiliz)” Allahu Subhanehu ve Teala, peygamberine de şöyle buyurmaktadır: “(Resulüm!) Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” Rahmet! İslam dini rahmet, hidayet ve genişlik dinidir. 

Şeytanın hizbi (taraftarları) ise istikamet ve hak ehlinin doğru yoldan sapmalarını ve şehvetlerinin kölesi olmalarını ister. 

“Şehvetlerine uyanlar ise, sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.” “İnananlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır.” Bu çatışmanın farklı çeşitleri bulunmaktadır. Bu çeşitlerinden biri ve en üstün dereceli olanı ise Allah yolunda cihaddır. Allahu Tealu bu ibadeti, hak ehlini batıl ehlinden ayırmak ve Müslümanların saflarını kötülük şüphesinden temizleyip arındırmak için vardır.

Allahu Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır: “Allah kirlenmişi temizden ayırt etmeksizin mü’minleri bulunduğunuz halde bırakacak değildir.” Bir ayette de şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın murdarı temizden ayıklaması içindir.” 

Öyleyse İslam ya da Allah yolunda cihad hidayet ve istikamet ehlini diğerlerinden ayırmaktadır. Peki neden? 

Çünkü Allah yolunda cihad, Allah’ın taraftarı olan müminlere bağlılığın ve şeytanın taraftarı kafirlerden beraatin en açık ve yüksek mertebesidir.

Sen ‘Allah Azze ve Celle’yi seviyorum, peygamberinin (s.a.v) takipçisiyim ve Allah’ın taraftarı müminleri dost ediniyorum’ dediğin zaman buna delilin nedir? Delilin; Allahu Subhanehu ve Teala’nın yarattığı canını, yine O’nun (c.c.) dininin zaferi ve kitabında indirdiği emrine itaat için ortaya koymandır. Şeytanın taraftarlarına ve takipçilerine karşı savaşman onlardan, ilahlarından ve dinlerinden beraatinin ilanıdır. Beraatin, düşmanlık ve öfkenin ilanının en üst derecesi de onları öldürmeyi ve onlara karşı savaşmayı hedeflemendir.

Bu nedenle cihad, müminleri dost edinip kafirlerden beri olduğunu ilanın gerçek adresidir. İnsan, cihad meydanında bulunup bu büyük ibadeti yerine getirmekle Allah’a, Resulüne (s.a.s.) ve müminlere bağlılığını beyan etmiş olur. Aynı şekilde her çeşidi ve her çeşidi ile o mücrim kafirlerden beri olduğunu da ortaya koymuş olur. 

Allahu Subhanehu ve Teala ey kardeşlerim! Bizleri o mümin, mücahidlerden olmakla şereflendirdi. Bu, Allah Azze ve Celle’nin istediğine ihsan ettiği lütfüdür. Bunun için ey kardeşlerim, Allahu Subhanehu ve Teala, yolunda cihadı kendisine karşı dürüstlüğün, samimiyetin adresi kılmıştır. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve elçisine iman etmiş sonra şüphe etmemiş ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmişlerdir. İşte doğrular onlardır.” Allahu Subhanehu ve Teala bir başka ayette ise şöyle buyurmaktadır: “Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır.”

Cihad, Allahu Subhanehu ve Teala’ya karşı samimiyetin adresidir. Dürüst, samimi olanlar da mücahidlerdir. Müslümanların da Allahu Subhanehu ve Teala’nın “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun” şeklinde emrettiği gibi sadıklarla (dürüstlerle) beraber olmaları gerekir. 
Neden cihad dürüstlüğün, bir kimsenin Allahu Subhanehu ve Teala’ya karşı samimiyetinin ve ihlasının göstergesi olmuştur?

Çünkü onda kulla Allahu Subhanehu ve Teala arasındaki satış anlaşmasının yerine getirilmesi söz konusudur. Allahu Azze ve Celle’nin dinine girmiş ve rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, peygamber olarak da Muhammed’den (s.a.v) razı olduğunu ilan eden her Müslüman, bu ilanla kendisi ve Allahu Subhanehu ve Teala arasında bir anlaşma imzalamış olmaktadır. Muhakkak ki bu en büyük anlaşmadır. Allahu Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur.”

Bu ayet kardeşlerim, Allahu Subhanehu ve Teala ile anlaşma ayetidir. Satışın tüm rükünlerini içermektedir. Bu anlaşmada satın alan (müşteri) bulunmaktadır ki o, Allahu Subhanehu ve Teala’dır. Satan (satıcı) da vardır. O da Allahu Azze ve Celle’ye karşı dürüst olan tüm müminlerdir. Bir fiyat vardır. O cennettir. Satılan bir mal vardır. O da canlar ve mallardır. Bu anlaşmada sözleşme belgesi vardır. O da Kur’an, Tevrat ve İncil’dir. Öyleyse bu, mümin kul ile Allahu Subhanehu Teala arasında yapılan tam bir satış anlaşmasıdır. 

Allahu Azze ve Celle”Allah müminlerden satın aldı” buyurmaktadır. Ayette ‘Allah satın alacak ya da satın alıyor’ demiyor. Aksine ‘satın aldı’ diyor. Yani bu anlaşma yapıldı, tamamlandı ve geçti. Artık ondan cayma yok. İslam dinine girerek ve kalbinin bu dine bağlayarak, kul ve Allahu Subhanehu ve Teala arasında yapılan anlaşmayı imzalamış oldu. Öyleyse şu taşıdığın canın satılmıştır. 

Sen onun sahibi değilsin. Şu an senden istenen onu müşteriye teslim etmendir ki o da Allahu Subhanehu ve Teala’dır. 

Şehid Şeyh Ebu Yahya El Libi Rahimullah

Son Güncelleme: 3 ay önce