Cuma Günü (Fazileti, Ahkâm ve Âdâbı)

بسم الله الرحمن الرحيم، الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على رسولنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين Cuma günü, hafta günlerinin en faziletlisi, üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gündür. Bu günde Adem (aleyhisselam) yaratılmış, cennete sokulmuş, cennetten yeryüzüne indirilmiş, bu günde Allah Teâlâ O’nun tevbesini kabul etmiş, bu günde ölmüş ve bu günde yani fecrin doğuşundan güneşin doğuşuna kadarki vakit arasında kıyamet kopacaktır. Cennette müminlerden kimileri her Cuma günü bir kere Allah (azze ve celle)’yi görecekler. (Kimi müminler ise her gün sabah ve akşam görecekler.) Burûc suresinde Allah’ın (celle celâluhu) “ve şâhidin (şahit olana yemin olsun ki)” diye üzerine yemin ettiği şahid, müfessirlerin geneline göre Cuma günüdür. (Bkz: Tefsîru’l-Beğavî) Yani Cuma günü kıyamet gününde, içerisinde amel eden her kimseye şahitlik edecektir. Denildiğine göre bu günde Musa (aleyhisselam) sihirbazlara galip gelmiştir. Bu günde Cuma namazı kılınır. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Cuma namazının gelecek Cuma namazı ile birlikte arada işlenen küçük günahlara kefaret olduğunu bildirmiştir. Müslümanlar bu namaz vesilesiyle bir araya gelirler. Bu gün, Müslümanların bayramıdır, Allah Teâlâ’nın ümmet-i Muhammed’e bir lütfudur. Bu gün içerisinde öyle bir zaman vardır ki, o zamanda her kim dünya ve ahiret hayırlarından isterse Allah Teâlâ muhakkak ona istediğini verir. İbn Hacer el-Askalânî (rahimehullah) bu vaktin ne zaman olduğu konusunda 40’tan fazla görüş olduğunu söylemiştir. Ancak bu görüşlerden en sahihi şu ikisidir: 1) İmam minbere oturduktan namaz kılınıncaya kadar ki vakit. Bu vakitte, ezan bitiminden hutbenin başlaması arasındaki zamanda, iki hutbe arasında ve namaz esnasında; secdelerde, iki secde aralarında ve selam vermeden önce dua edilir. 2) Güneşin batmasına yakın zamanlar. İkinci görüş, sahabe ve tâbiînin genelinin görüşüdür. Tâbiînden Saîd b. Cübeyr (rahimehullah) ikindi namazını kıldıktan sonra güneş batana kadar kimseyle konuşmazdı. Her iki görüş de kuvvetli olduğu için özelde -İbn Abdilberr’in de (rahimehullah) dediği gibi- bu iki vakitte dua etmeye özen gösterilmeli, genelde ise bu günde çokça dua edilmelidir. Cuma günü veya gecesi Kehf suresini okumak sünnettir. Ebu Saîd el-Hudrî (radiyallahu anh) şöyle demiştir: “Kim Cuma günü Kehf suresini okursa bir nur kendisiyle Beyt-i Atîk arasını (yani okuduğu yerden Kabe’ye kadar) aydınlatır.” (Hâkim, Beyhakî) İmam Şâfiî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Hakkında gelen rivayetler nedeniyle Cuma günü ve gecesi Kehf suresini okumayı severim.” Cuma günü ve gecesi Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e salâtı çoğaltmak müstehabtır. Şöyle buyurmuştur: “Bu günde bana salâtı çoğaltın. Zira salâtınız (melekler vasıtasıyla) bana arzedilir (ulaşır.)” (Ebu Dâvud) Münâvî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Kula şeref ve övünç vesilesi olarak isminin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in önünde zikredilmesi yeter.” İmam Şafiî (rahimehullah) şöyle söylemiştir: “Her durumda Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e çokça salât etmeyi severim. Cuma günü ve gecesi ise daha çok severim.” Faziletli bir gün ve gece diye özellikle Cuma gecesi namaz kılmak ve Cuma günü oruç tutmak bid’attır. Yine tek gün olarak bu günü oruçlu geçirmek mekruhtur. Ancak Perşembe veya Cumartesi günü de oruçlu geçirilirse veya içerisinde oruç tutulması vacip ya da müstehab olan gün Cuma gününe denk gelirse o halde kerahet söz konusu olmaz. Bunun hikmeti bu günün bayram günü olmasıdır. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Geceler arasından Cuma gecesine kıyamı tahsis etmeyin (bu geceyi kıyamla diğer gecelerden ayrı tutmayın.) Günler arasından Cuma gününe orucu tahsis etmeyin. Ancak sizden birinizin tutacağı bir oruç hakkında olması ise müstesna.” (Muslim) Cuma namazı müstesna hafta içerisinde kılınan en faziletli namaz Cuma günü cemaatle kılınan sabah namazıdır. İbn Ömer (radiyallahu anh) Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini nakletmiştir: “Allah katında namazların en faziletlisi Cuma günü cemaatle kılınan sabah namazıdır.” (Beyhakî; Şuabu’l-Îmân, Ebu Nuaym; Hilyetu’l-Evliyâ. El-Elbânî isnadının sahih olduğuna hükmetmiştir.) Sürekli olmaksızın 1. rek’atta Secde, 2. rek’atta İnsan suresini okumak sünnettir. İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehullah) şunları söylemiştir: “Diğer hafta günlerine nisbetle Cuma gününde sadaka vermek diğer aylara nisbetle Ramazan ayında sadaka vermek gibidir (daha büyük, daha hayırlıdır.) Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’yi gördüm ki, Cuma (namazına) çıkacağı zaman evde bulduğu ekmek veya başka bir şeyi alıp onu yolda gizlice tasadduk ederdi.” (Zâdu’l-Meâd, 1/395) -Erkek veya kadın fark etmez- cuma namazına gidecek kimselerin âlimlerin geneline göre gusül almaları müstehabtır. Kimi âlimler ise farzdır demişlerdir. Ancak gusül almanın farz olduğunu söyleyenler, bu farzı terk ederek Cuma namazını eda etmiş birinin -günahkar olmasıyla birlikte- namazının geçerli olduğunu da söylemektedirler. Cuma guslü Cuma gününün başlangıcından (yani Cuma fecrinin doğuşundan) namaz vaktine kadar ki süre içerisinde alınır. Efdal olan namaza gitmeye yakın bir vakitte gusül almaktır. Zira gusül, Cuma günü nedeniyle değil, Cuma namazı için müstehabtır. Binaenaleyh, Cuma gecesinde veya Cuma namazından sonra alınan Cuma guslü yerine gelmiş sayılmaz. Cünüp olan biri hem cenabeti giderme hem de Cuma guslü niyetiyle tek bir gusül alsa her iki niyet de gerçekleşir. Yine Cuma namazına gidecek olanların temiz ve en güzel elbiselerinden giymeleri, kokulanmaları, misvaklanmaları, tırnak kesmeleri, bıyık, koltuk ve etek tıraşı yapmaları müstehabtır. Ancak namaza gitmeyecek olanlara ise bunlar ve gusül almak müstehab değildir. Cuma namazına erkenden ve yürüyerek gitmek sünnettir. Erken gitme vakti güneşin doğuşundan itibaren başlar. Hatta İmam Şâfiî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Şayet bir kimse sabah namazından sonra güneş doğmadan önce namaza giderse bu güzel olur.” İmam’a yakın oturmak sünnettir. Ön saflarda boşluk olduğu halde arka taraflarda oturmak kolaylıkla elde edebilecek bir ecirden mahrum olmaktır ve bunun yanı sıra garip bir durumdur. Namaza her ne zaman gelinirse gelinsin, imam minbere çıkana dek istenildiği kadar namaz kılmak veya zikir yapmak veya Kur’ân okumak müstehabtır. Mescide girildiğinde imam hutbe veriyor olsa bile oturmadan hafif 2 rekat tahiyyetu’l-mescid namazı kılmak sünnettir. Yine aynı şekilde mescide girildiğinde hutbe öncesi ezan okunuyor olsa bile ezanı dinleyip takip etmeden tahiyyetu’l-mescid namazına başlanılmalıdır. Zikrederek veya konuşanı uyararak dahi olsa hutbe verilirken konuşmak âlimlerin geneline göre haramdır. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim “sus” derse boş konuşmuş olur. Her kim de boş konuşursa onun Cuması yoktur (Cuma namazının ecrinden mahrum olur.)” (Ahmed) Ancak uzakta olması veya sağır olması ya da başka bir nedenle imamı işitemeyen kimsenin, cemaati rahatsız etmemek şartıyla zikir ve duayla meşgul olması caizdir. Aynı şekilde imam, hutbesinde batıl bir şeyi konuşuyorsa, ya da övülmesi caiz olmayan birini övüyor ya da yerilmesi caiz olmayan birini yeriyor ise, o imamı dinlemek vacip olmayıp konuşmak caizdir. Nitekim zalim Haccâc hutbe verirken Saîd b. Cübeyr, İbrahim en-Nehaî, eş-Şa’bî v.d.’leri (rahimehumullah) konuşurlardı ve: “Biz onun verdiği hutbeyi dinlemekle emrolunmadık” derlerdi. Hutbe esnasında bir ihtiyaç nedeniyle imam veya imamla konuşacak kimse konuşabilir. Buhârî ve Muslim’in (rahimehumallah) rivayet ettikleri bir hadise göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) hutbe verirken bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hayvanlar helak oldu, (hayvanların helak’ı nedeniyle) yollar kesintiye uğradı (yola çıkamıyoruz.) Allah’a dua et de bize yardım etsin” demiş, bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini kaldırarak iki defa: “Allah’ım! Bize yardım et” diye dua etmiştir. Hutbe sırasında mescide giren kimse selam vermemeli, selam almamalı, hapşırana karşılık vermemeli, cemaati rahatsız etmeden saftaki yerini almalı, yanındaki ile tokalaşmamalıdır. Yine hutbe verilirken misvaklanmak, elle, ayakla, sakalla, elbiseyle v.s. oynamak caiz değildir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim taşa dokunursa (yani taşla oynarsa) boş iş yapmış olur.” (Muslim, Tirmizî) Hutbenin sonunda imam dua ederken işaret parmağını kaldırır, ancak ne imam ne de cemaat ellerini kaldırarak dua etmezler. Burada, Molla Aliyy el-Kârî’nin (rahimehullah) “Mirkâtu’l-Mefâtîh Şerhu Mişkâti’l-Mesâbîh”de: قال بعض الأئمة لم نسمع في الشريعة حديثا صحيحا مشتملا على مثل هذا الثواب “Bazı imamlar şöyle demiştir: Şeriatta bu sevabın benzerini içeren sahih hiçbir hadis işitmedik.”  diye hakkında bazı imamların sözünü naklettiği hadisi zikretmek yerindedir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir: من غسل يوم الجمعة واغتسل ثم بكر وابتكر ومشى ولم يركب ودنا من الإمام فاستمع ولم يلغ؛ كان له بكل خطوة عمل سنة اجر صيامها وقيامها “Kim Cuma günü başını yıkar ve bedeninin diğer yerlerini yıkarsa, (başka manalara göre; “-hem Cuma guslü hem de namaza giderken yolda gözünü daha iyi koruması için- hanımıyla ilişkiye girer, böylece hanımının gusül almasına sebep olur ve kendisi guslederse”, veya: “ilk abdest azalarını yıkar ve sonra guslederse”, veya: “tam bir şekilde/hakkını vererek guslederse”, veya: “elbisesini yıkar ve guslederse”) sonra sabahın başında (yani güneş doğmadan önce namaza) gider (başka bir manaya göre: “erkenden gider”) ve hutbenin en başında bulunursa, yürüyerek gider ve (bir binite) binmezse, imama yakın olur, (hutbeyi) dinler ve (dinlerken) hiç konuşmazsa (ve keza bir şeyle meşgul olmazsa) onun için her bir adımına karşılık bir senelik oruç ve bir senelik namaz ecri vardır.” (Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Ahmed) İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Hâkim, el-Elbânî, Ebu İshâk el-Huveynî bu hadisin sahih olduğuna hükmetmişlerdir. Nevevî: “isnadı ceyyiddir” demiştir. Tirmizî ve Beğavî: “hasen bir hadistir.” demişlerdir. “başını yıkar” ifadesinin özellikle vurgulanmasının nedeni, Arapların saçları uzun olduğu için başlarını yıkayıp temizlemelerinin meşakkatli olmasıdır. Yani kısacası: “Kim Cuma günü guslederse…” anlamındadır. Devamlı olmadan Cuma namazının 1. rek’atında Cuma, 2. rek’atında Munâfikûn veya 1. rek’atında A’lâ, 2. rek’atında Ğâşiye surelerini okumak sünnettir. Namazın bir rek’atına yetişen kimse -malum olduğu üzere- imamın selamından sonra kalkıp bir rek’at daha kılarak namazını tamamlar. Lakin bir rek’attan daha azına yetişirse âlimlerin geneline göre selamdan sonra öğle namazına niyet ederek 4 rek’at olarak kılar. Ebu Hanîfe ve Ebu Yûsuf’a (rahimehumallah) göre ise imam selam vermeden önce namaza yetiştiği takdirde 2 rek’at kılar. Sahih olan görüşe göre cuma namazına bağlı öncesinde kılınan bir sünnet namaz yoktur. Malikîler, Hanbelîler ve bazı Şâfiîler bu görüştedir. İbn Hacer el-Askalânî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Cuma’dan önce olan sünnete gelince, bu konuda hiçbir şey sabit olmamıştır.” Ancak Cuma namazına bağlı sonrasında kılınan bir sünnet namaz ise sabittir. Bir rivayette bu namaz 2, diğer bir rivayette ise 4 rek’at olarak geçmektedir. İbn Teymiyye (rahimehullah) gibi kimi âlimler bu ikisini; ‘şayet mescitte kılınacaksa 4, evde kılınacaksa 2 rekattır’ şeklinde birleştirmişlerdir. Buluğ çağına ermemiş olan çocuğa, kadına, seferiye, namaz yerine gitme gücü olmayan ya da normalin üstünde bir meşakkatle buna güç yetirebilen bir hastaya Cuma namazı farz değildir. Ancak böyle bir meşakkatle buna güç yetirebilen bir hasta şayet normalin üstünde aşırı fazlalıklı olmayan bir ücret ile arabaya binerek bu meşakkati kaldırabiliyorsa, o halde bu kimseye Cuma namazı kılması farz olur. Bu saydıklarımızın dışında Cuma farizasının kendilerinden kalktığı başka kimseler de vardır… Hanefîlere göre Cuma namazının sahih/makbul olabilmesi için, Cuma namazı kıldıracak olan imamın halife veya onun vekâlet/izin verdiği bir kimse olması şarttır. Hanefîlerden kimi âlimlere göre bir başka şart da, namazın Allah Teâlâ’nın hükümlerinin tatbik edilip şer’î cezaların uygulandığı bir yerde kılınmasıdır. (Günümüzde her iki şart da mevcut değildir.) Ancak Hanefîlerden İbn Âbidîn (rahimehullah) “Raddu’l-Muhtâr” (1/541) adlı kitabında şöyle demiştir: “Kâfir valilerin yönetimi altında olan beldelerde müslümanların kendi aralarından razı olmuş oldukları bir imamı seçerek Cuma ve bayram namazlarını kılmaları caizdir.” Cuma namazının cemaatle kılınması gerekir. Namazın sahih olması için bulunması gereken sayının ne kadar olduğu hakkında birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu görüşlerden en doğrusu, -Allahu A’lem- imamla birlikte bir kişinin bulunmasıdır. Namaz vakti girdikten sonra Cuma namazının kendisine farz olduğu kimsenin sefere çıkması caiz değildir. Ancak sefere çıkmaması nedeniyle bir tür zorluk/sıkıntı meydana gelecekse, o halde sefere çıkması caiz olur. Vakit girmeden Cuma günü sefere çıkmakta ise -Allahu A’lem- racih olan görüşe göre bir beis yoktur. İmam minbere oturduğu zaman okunan ezanla (yani ilk/dış ezanla değil ikinci ezanla) birlikte bir şey satmak veya satın almak haram olur. (Bkz: Cuma suresi 9. ayet) Cuma namazının kendilerine farz olmadığı kimselerin birbirleriyle alışveriş yapmaları ise caizdir. (Örneğin; iki kadının veya iki seferinin alışverişi gibi.) Ancak cumanın üzerine farz olduğu biri farz olmadığı biriyle alışveriş yaparsa, cumanın farz olduğu kimseye bunu yapması haram olur. Diğerine gelince, bu konuda iki görüş olup tercihe şayan olan bu kimsenin de günaha yardımcı konumunda olması nedeniyle haram işlemiş olacağıdır. Bu hükümler alışveriş akdinin dışındaki diğer akitler için de geçerlidir. İbnu’l-Kayyim (rahimehullah) Zâdu’l-Meâd isimli eserinde Cuma gününün 33 tane özelliğini saymıştır. Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ömer Faruk


İslam Tarihi
EDİTÖRÜN SEÇİMİ
beyazminare
Müslümanlar Ve Amerika Arasında Olan Savaş !
Afganistan ve Irak savaşından sonra Amerika üçüncü bir savaş başlatamaz. Eğer Amerika, Yemen’i işgal edecek olsa; askerlerini dağlarda, ovalarda, vadilerde, çukurlarında ve çöllerde kıyılmış olarak bulacaktır. Müslümanlar ve Amerika arasında olan savaş; petrol için, doğal kaynaklar için, toprak veya deniz için değildir! Filistin, Irak veya Afganistan için değildir. Evet bunun hepsi savaşın sebeplerine dahil olur. Ama savaş bütün temeli ve şiddetiyle Tevhid’e karşıdır. Amerika şimdi, Muhammed (ﷺ )’e indirildiği gibi olan İslam’ı bitirmek istiyor. Ve zikretmiş olduğum tahrif edilen İslamı getirmek istiyorlar, bu Tevhid’e karşı açılmış bir savaştır. Fetva amel edilmeye ihtiyaç duyar, amel, biz hükmü zikrettik, Amerika’ya karşı Cihad vaciptir. İnsanların şimdi bu fetva’yı amele dökmeye ihtiyaçları var. Onlara dersin ki; Amerika uçağı üzerinizde, düşürün! Yemen’de ki kabilelerin elinde uçakları düşürecek silahları bulunmakta. Doşka, Şeleka, 23mm’lik uçaksavar bunlar Yemen’de ki kabileler’in elinde var. Bu uçağı düşürebilirsin! Ulemâ aynı şekilde Kabileler’e sesleniyor; “Düşürün bu uçakları! Niye başınızın ve evlerinizin üzerinde taşıyorsunuz ? Düşürün!” Bizim iklimsel denizlerimizde ki harb gemilerini hedef alın! San’a ve Aden’de gördüğünüz Amerikalı subayları hedef alın! Bu fetva bu gibi amelleri gerektirir! Müslümanlar ve Amerika Arasında Olan Savaş! - Şehid Şeyh Enver El-Evlaki
23 saat önce
beyazminare
Kendini Başka Milletlere Benzetme !
Allah (سبحانه وتعالى)’dan korkmak, Allah’ın huzuruna götüren ameller arasında en üstün olan ameldir. Bununla birlikte, Kur’an ve Sünnet’in hükümlerini işittiğinde doğruyu bulmanın yalnız yolu takvadır. Allah (سبحانه وتعالى) Kur’an’ın başlarında şöyle buyurmaktadır: “Elif. Lam. Mim. O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O müttekiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericisidir.” Kitabın’ı (Kur’ân’ı) herkese değil yalnız Allah’tan korkan ve takva sıfatına sahip olan kimselere özel bir hidayet yolu olduğunu söylüyor.Takva’nın çeşitleri bizim birçok amellerimizi içine alır.Bunlardan bir tanesi; Kâfirler’e benzemekten sakınmamızın gerekli olduğu hususudur. Allah (سبحانه وتعالى) Kur’an’da şöyle buyurmakta; “Ehl-i kitap ve müşrikler’den olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.”(Beyyine Suresi 6. Ayet Meâli) Ehl-i kitap’tan olan kâfirler…Burada ilimsiz kâfirler denilmiyor, bilakis Yahudi ve Hristiyan olan Ehl-i kitaplar arasında ki kâfirler, müşrikler ve bunların hepsi cehennem ateşinde ebedî kalacaklardır.Ve bu kimseler “halkların arasında en şerli olan kimselerdir” diye beyan edilmektedir. Öyleyse bizler Rabbimiz’in dediği gibi “kâfirler’e ve müşrikler’e insanlar arasında en şerli kimseler” dememiz gerekiyor. Allah (سبحانه وتعالى) söyle buyurmaktadır: “İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayrlısı da onlardır.”(Beyyine Suresi 7. Ayet Meâli) İman eden ve ameli sâlih olan kimseler halk arasında en hayrlı olanlardır buyuruyor. Peygamber (ﷺ) sahabeler’den biriyle otururken bir kişi yanlarından geçiyor, ve Nebî (ﷺ) yanında ki sahabiye “bu adam hakkında senin fikrin nedir?”Sahabe şöyle cevap veriyor; “Bu adam Kureyşliler’in en soylularındandır.Konuştuğunda dinlenmeye layık olan, bir yere kız istemeye gittiğinde ona dünür olmaya layık olan, aracı olduğunda aracılığı kabul edilen ve emrettiğinde de kendisine itaat edilmeye layık olan kimsedir.”Bu cevabın ardından Nebî (ﷺ) biraz sessiz kalıyor, bu sırada yanlarından yine bir kişi geçiyor.Nebî (ﷺ) bu kişi hakkında ne düşünüyorsun diye yanında ki sahabiye soruyor,Sahabe şöyle cevap veriyor; “Bu müslümanlar’ın en fakirlerindendir.Konuştuğunda dinlenmeye layık olmayan, kız istemeye gittiği zaman kendisiyle dünür olmaya layık olmayan ve aracı olduğunda aracılığı kabul edilmeyen kimsedir.” Bu cevabın ardından Nebî (ﷺ) şöyle buyuruyor;“Fakir dediğin ve beğenmediğin bu kimse, dünya dolusu diğerinden daha hayrlıdır.” İmanlı kişi her şeyi imanla ölçmesi gerekiyor.Rabbimiz’in dediği gibi iman eden ve ameli sâlih olan kimseler insanlar arasında en hayrlı kimseler denilmesi gerekiyor. Kendisini, iman eden ve ameli sâlih olan kimselere benzetmeye gayret göstermesi gerekir.İşte bu durum; kendini, iman eden ve ameli sâlih olan kimselere benzetmesiyle onlara karşı kalbinde ki sevginin olduğunun göstergesidir.“Ehli-i kitab’ın kâfirler’i ve müşrikler’i halklar arasında en şerli olanlardır” diyen kimse de kendini onlara benzetmemek hususunda dikkatli olması gerekiyor. Peygamber (ﷺ) şöyle buyuruyor;“Kim de bir topluluğu severse kıyamet günü o toplulukla beraber olur.”“ kim de kendini bir kavme benzetse o kimse onlardan addedilir.” Dolasıyla, eğer bizde ki, bazı ameller yanlış görülüyor ise o ameli Kur’ân ve Sünnet’e uygun mu diye araştırmamız gerekiyor. Kendini Başka Milletlere Benzetme - Şeyh Abdulveli Kari
23 saat önce
beyazminare
Günümüzde Cihadın Farz-ı Ayn Olması Ne Demektir ?
بسم الله الرحمن الرحيم، الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على رسولنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين Alim, Mücahid, Şehid Şeyh Atiyyetullah el-Lîbî’ye (Allah şehadetini kabul etsin) günümüzde cihadın farz-ı ayn olmasının ne anlama geldiğine dair sorulan bir soru ve buna verdiği cevap: (Ara Not: Şeyh’in sözleri arasında atılan dipnotlar, O’nun bu konuda kendisine yöneltilen başka sorulara verdiği cevaplardan -mana olarak- alıntılanmıştır.) Soru: Değerli Şeyhimiz! Malla, mücahidin ailesine nafaka vererek ve başka şekillerde bakmakla olan cihad, Müslümandan bedenle olan cihad farzını düşürür mü? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Cevap: Bütün hamdler Allah’a (celle celâluh) mahsustur… (Aslen) beden ile cihadın insana farz-ı ayn olması halinde mücahidin ailesine bakmak yeterli gelmez/kişiden farz mükellefiyetini düşürmez. Lakin biz bugün muasır durumumuz hakkında deriz ki: “Her bir müslümana farz olan kafileye katılmasıdır.  Yani Allah’ın (celle celâluh) kendi yolunda cihad etme emrine icabet etmesi, cihad kafilesine katılması ve kendisinden istenileni yapmaya hazır olmasıdır, ta ki ümmetimize; o’nun dinine, topraklarına, malına-mülküne saldıran düşmanı def etmeye yeterlilik oluşuncaya kadar. Hiç şüphe yok ki kâfir düşman, Müslümanların beldelerine yerleşmiş durumda; Yahudiler bir taraftan, Hristiyanlar başka taraflardan, mürtedler başka taraflardan. Dolayısıyla bunlar def edilinceye kadar bunlara karşı cihad etmek Müslümanlara farzdır.  Bugün her bir kimseye bu noktada çalışması/çaba sarfetmesi farzdır. Bu, Şeyh Abdullah Azzâm’ın (rahimehullah) “kafileye katılma” ifadesiyle tabir ettiği şeydir. Kim bunu yapmazsa o kimse günahkârdır, Allah’a (celle celâluh) isyan eden biridir, hatta büyük günahlardan bir günahı işleyen biridir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. Allah (celle celâluh) şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Size ne oldu da size “Allah yolunda cihada çıkın” denildiğinde yere çakıldınız (dünyaya meyledip cihadın zorluklarına katlanmadınız.) Yoksa ahireti bırakıp dünya (pek alçak olan) hayat’a mı razı oldunuz? Halbuki ahiretin yanında dünya hayat’ın menfaati çok azdır. Eğer cihada çıkmazsanız size elim bir azapla azap eder, (sizi helak edip) yerinize (sizden daha hayırlı) bir topluluk getirir ve O’na hiçbir zarar da veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe 38-39) “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşnut olduğunuz meskenler (ev, vatan) size Allah'tan, Rasûlünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise o zaman Allah emrini (dünya veya ahiretteki cezasını) getirinceye kadar bekleyedurun! Allah fâsıklar topluluğunu (ailesini, çocuklarını, sevdiklerini, vatanını, rahatını, dünya metaını tercih edip de cihad etmeyen ve böylece itaatinden çıkanları) hidayete erdirmez." (Tevbe 24) Dedik ki: “…kendisinden istenileni yapmaya hazır olmasıdır” Peki her bir kimse kendisinden istenileni nasıl bilecek? Bunun cevabı şudur: Bunda aslolan, bu konuda kişinin emir sahiplerine müracaat etmesidir. Bu kimseler, mücahidlerin güvenilir komutanlarıdır ve keza güvenilir âlimlerdir. Şayet bunlar kişiye: “Sen savaş meydanında olur, silah taşırsın” derlerse bunu yapar. Veya o’na siyasî ve medya yayın çalışmasını veya (tevhid ve cihada) davet çalışmasını veya iktisâdî/malî çalışmayı o’na emrederlerse, ya da o’na gidip cihad ve mücahidler için zaruri olan ilmi tahsil etmesini emrederlerse veya bunların dışında başka bir şey emrederlerse bunu yapar. İşte bununla zimmeti (cihad farzından) beri olmuş, cihad kafilesine katılmış ve Allah yolunda cihad eden biri olmuş olur. Fakat bir kimse kendisinden istenileni kendisi bilen biriyse, mesela Müslümanların durumlarını, hallerini, kendisi gibi olanlara ve başkalarına bu noktada vacip olan işlerin ayrıntılarını bilmeye ehil olan (bunları iyi bilen) kimselerden ise, bu kimse, içinde bulunup gayret sarfetmesi gereken yer olduğu, kapatması gereken açıklık/boşluk olduğu kendisi için açığa çıkmış olanla amel eder (o işi yapar.) Malum olduğu üzere mücahitler süresi uzun bir cihad içindeler. Bu cihad birkaç saat veya birkaç gün sürüp bitecek bir savaş değildir. Bilakis bu, senelerce sürecek bir amel ve çabadır. Ve mücahidlerin aileleri ve maişetleri var. Bu sebeple mücahitler, bazı adamlarını diğerlerinin ailelerine, geçimlerini kendisiyle sağladıkları mal-mülklerine v.s. bakmaları için yönlendirdikleri zaman bu, zikrettiğimiz şeyin kapsamına girer; Allah yolunda cihaddan sayılır ve Allah yolunda cihad eden kimsenin yerine bakan kişi Allah yolunda cihad eden kişi gibi olur, inşaallah ecir ikisine de verilir. Sorunun aslına dönüyor ve diyorum ki: Allah yolunda cihad eden kimsenin yerine o’nun ailesine bakan kişi eğer ki bunu emir sahiplerinin emrine, onların yönlendirmesine veya bunun yerine geçen ‘ilim ehlinin bakışına’, yani istek/arzu ve heva üzere olan bir bakış değil, dine bakışa (İslam’ın ve Müslümanların maslahatını ölçü alarak yaptığı bakışa) binaen yaparsa bu, zikrettiğimiz şeyin kapsamına girer (yani cihattandır.)  Ancak, Allah yolunda cihad edenin yerine bakan kimse eğer ki bunu ne mücahitlerin komutasının, cihad sahiplerinin emriyle ne de bu konuda kendisinden emin olunan (Allah’ın hükmünü eğip çevirmeden söyleyecek) güvenilir âlimlerin emriyle, onların dînî maslahata bakışıyla yapmayıp sadece nefsi bu işe meylettiği, rahatı istediği, Allah yolunda beden ile cihad etme mükellefiyetinden kurtulmaya çalışmak için yapıyorsa bununla zimmeti beri olmaz, farziyet o’ndan düşmez. Bu kimse tehlike üzerindedir. Örneğin; elektrik mühendisi, irtibat alanında uzman, dalında usta olan bir adama ve o’nun gibilerine mücahitlerin çok ihtiyacı varsa, ihtiyaç duyulduğu için mücahitler o’ndan ve o’nun gibilerinden savaş sahalarına gelmelerini talep ediyorlarsa ve bu mühendis adam da gelip: “Benim yanımda komşum var. Komşumuzun oğlu cihada gitti. Ben o’nun yerine ailesine bakıyorum. Bu bana yeter” derse o’na deriz ki: Hata ettin, kötü yaptın. Bu işi senin dışındaki birinin de kolaylıkla yerine getirmesi mümkün. Zimmetinin bununla beri olduğuna inanmıyoruz. Bilakis zimmetin cihada çıkma farzıyla meşguldür. Tevbe suresinin ayetlerinde geçtiği üzere senin, sana farz olan cihadı terk etme günahını işleyen biri olmandan korkuyoruz. Ve Allah’ın (celle celâluh), sana nasıl geleceğini bilmediğimiz, sadece O’nun bildiği bir ceza ile seni cezalandırmasından korkuyoruz. Sen büyük bir tehlike üzeresin. Allah (celle celâluhu), durumu bu şekilde olan kimseleri ceza ile tehdid etmektedir. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh! Şehid Şeyh Yusuf el-Uyeyrî (Allah şehadetini kabul etsin): Soru: Susan kişi mazur mudur? Cevap: Vallahi mazur değildir, ta ki mazlum kardeşine yardım edinceye, onu (tehlikeye) teslim etmeyinceye ve onu yardımsız bırakmayıncaya kadar! Nitekim bu, Buhârî, Muslim ve Tirmizî’nin -ki lafız O’nundur- rivayetlerinde Ebu Hureyre’den (radiyallahu anh) gelmiştir. O şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle söylemiştir: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. O’na ihanet etmez, o’na yalan söylemez ve onu yardımsız bırakmaz. Her Müslümanın ırzı, malı ve kanı Müslümana haramdır. (Göğsüne işaret ederek) Takva işte buradadır. Kişiye şer/kötü ahlaklar içerisinden Müslüman kardeşini küçümsemesi yeter.” Muslim’in rivayetinde ise şöyle geçer: “…O’na zulmetmez, o’nu yardımsız bırakmaz ve o’nu küçümsemez.” Sen ey mümin! Bulunduğun yere/durumuna bak, amelini belirle ve güç yetirdiğin kadarıyla hemen cihad’a giriş. Korku mücahitler için değil. Korku vallahi senin içindir, sana Allah Teâlâ’nın şu sözüyle sakındırdığı azabın isabet etmesindendir: (Tevbe 24. Bu ayet yukarıda geçti.) Şüphe yok ki sen Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu hadisinde açıkladığı yollardan herhangi biri ile mücahitlere yardım etmeye kadirsin. Ebu Dâvûd ve Ahmed’in rivayet ettiği Enes (radiyallahu anh)’dan gelen hadisinde şöyle buyurmuştur: “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.” Sen ey Müslüman! Fasıklıktan ve Allah’ın tehdidinden kurtulaman için hiç şüphe yok ki kafirlere karşı ya canınla ya malınla ya da dilinle cihad etmeye kadirsin. Şöyle diyebilirsin: “Ben canımla cihad etmekten şer’an mazurum. Benim kendisiyle cihad edeceğim hiç malım yok. Ve bende ilim de yok ki Müslümanlar topluluğu arasında konuşabileyim.” Sana deriz ki: Can ile cihad etmekten mazur olanlardan isen o halde müminleri savaşa çıkmaya teşvik et. Eğer bir mala sahip değilsen o zaman mücahiler için iyilikte bulunanlardan mal topla. Veya malı, mücahitlere ulaştıracak kimselere vermeye teşvik et. Şayet konuşamıyorsan hiç şüphe yok ki ilim ehlinin sözlerini, kitaplarını, ses ve video kayıtlarını özel kişiler ve avam arasında yayabilirsin. Yine mücahidlerin haberlerini yayabilir ve onların itibarlarını savunabilirsin. Her Müslümanın kendisi ile cihad etmeye güç yetirebilieceği yollar gerçekten çoktur. Sadece sukut etmeye razı olan kimseye gelince; Muhakkak ki Allah Teâlâ bu kimse ve benzerleri için şöyle diyor: “Şayet (Allah’a ve Rasûlüne itaatten) yüz çevirirseniz (sizi) sizden başka bir toplulukla değiştirir (yerinize başkalarını getirir.) Sonra onlar (itaat konusunda) sizin gibi olmazlar.” (Muhammed 38) Allah (subhânehû ve teâlâ), şu günlere benzer zamanlarda susan kimseyi, Ebu Dâvûd ve Ahmed’in -ki lafız O’nundur- rivayetlerinde gelen ceza ile tehdid etmiştir. Ensar’dan Cabir b. Abdillah ve Ebu Talha b. Sehl (radiyallahu anhuma)’dan şöyle dedikleri nakledilmiştir: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle söylemiştir: “Müslüman birini saygınlığının çiğnendiği ve onurunun düşürüldüğü bir yerde yardımsız bırakan hiç kimse yoktur ki muhakkak Allah onu, kendisine yardım edilmesini istediği bir yerde yardımsız bırakır. Müslüman birine onurunun düşürüldüğü ve saygınlığının çiğnendiği bir yerde yardım eden hiç kimse yoktur ki muhakkak Allah ona, (dünyada ve ahirette) kendisine yardım edilmesini istediği bir yerde yardım eder.” Kafirlerin Müslümanlara yaptıkları/onlarla savaşması karşısında sadece susmak ve bu kafirlere zarar vermekten geri durmak -her ne kadar birçokları bunu bile yapamasalar da- vallahi bu yardım etmek değildr. Yardım etmek vaciptir. Eğer yardım can ile gerçekleşemiyorsa, maldan, konuşmak ve yazmaktan, dua etmekten, desteklemekten, onların doğru haberlerini yaymaktan, niyetleri/azimleri ve maneviyatları yükseltmekten, imanı ve yakini güçlendirmekten, kim olurlarsa olsunlar müminlere dostluk gösterme ve kim olurlarsa olsunlar kafirlerden beri olma akidesini oturtmaktan, dine, cihada ve mücahitlere yardım için her vesileyi -ki bu vesilelerden biri de bağlantılar, kanallar, bilgisayarlar, internet gibi günümüz araçlarıdır kullanmaktan daha da azı yoktur. (Şeyh Yusuf’un bu sözleri, “Tesâulât Havle’l-Harbi’s-Salîbiyyeti’l-Cedîde” isimli kitabından alınmıştır.) Şeyh Atiyetullah El Libi rahimullah Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-âlemîn.
2 gün önce
AFGANİSTAN
Afganistan'daki İslam Emirliği yönetiminin lideri Şeyhu'l Hadis Mevlevi Hibetullah Ahundzade, Ramazan Bayramı dolayısıyla bir tebrik mesajı yayınladı. Ahundzade'nin mesajı İslam Emirliği yönetimi sözcüsü Zebihullah Mücahid tarafından sosyal medya üzerinden servis edildi. Başta Afganistan halkı olmak üzere dünyadaki tüm Müslümanların yaklaşmakta olan Ramazan Bayramı'nı tebrik eden Ahundzade "her şeyden önce, hayatın doğruluk ve mukaddes ilkelerle yönlendirildiği İslam şeriatı sistemini bize bahşettiği için Allah'a şükretmeliyiz" ifadelerini kullandı ve sözlerini şöyle sürdürdü: "Yüce Allah bize İslam şeriatı sistemini, barışı, kardeşliği ve birliği bahşetmiştir. Tüm bunlar onlarca yıldır mahrum kaldığımız nimetlerdir. Şimdi Allah bize bu nimetleri hatırlattığına göre şükretmek, onları kabul etmek, desteklemek, uygun şekilde ıslah etmek ve iyilik için çabalamak bizim görevimizdir." Ahundzade, alimlere de çağrıda bulunarak, "bu kişilerin Afganistan halkını ve yetkililerini Allah'a kulluğa yönlendirmek için büyük bir sorumluluk taşıdığını" vurguladı. Ahundzade'nin mesajında Afganistan'da uygulanan şeriat sisteminin muhafaza edilmesine vurgu yapıldı: "İslam'da Allah yolunda cihat, İslam şeriatını tatbik etmek için çok önemli bir araçtır. Ayrıca, mücahitler tarafından yapılan fedakarlıkları korumak ve toplumun korunmasını sağlamak temel hedeflerdir. Bu hedeflere ulaşmak için adaletin sağlanması, şeriat temelli yasal sınırların ve cezaların uygulanması ve şeriat ilkelerine bağlılığın sağlanması gibi çeşitli stratejiler kullanılmıştır. Ayrıca, baskıya direnmek ve ezilenleri savunmak zorunludur." Ahundzade'nin bayram mesajında vurgulanan bir diğer husus da eğitimdi. Yeni neslin eğitimi için çabaların sürdüğünü kaydeden Ahundzade şunları söyledi: "Yeni neslin dini ve modern eğitimi için Eğitim Bakanlığı tüm il ve ilçelerde geniş bir yapıya sahiptir ve yüzlerce dini ve bilimsel merkezi faaliyete geçirmiştir. Ayrıca, çeşitli illerde ve bazı ilçelerde tüm yetimlere günlük bakım, eğitim ve sponsorluk sağlamayı amaçlayan yetimhaneler de kurulmuştur ve bunlar bağımsız bir yönetim tarafından idare edilmektedir. Çocuklarına iyi bir terbiye, eğitim ve dini bilgi edinmeleri için fırsatlar sağlamak her Müslümanın sorumluluğudur." Afganistan'da güvenliği sağlamak için önemli bir çaba gösterildiğine vurgu yapan Ahundzade, Afgan halkına İslam Emirliği yönetimiyle güvenliği koruma hususunda iş birliği yapmaları çağrısında bulundu. Ülke ekonomisinin geliştirilmesine yönelik çabalara da değinen Ahundzade şu ifadeleri kullandı: "İslami sistemde, halkın ekonomisini geliştirmek şer'i bir sorumluluktur. İslam Emirliği, istihdam ve ekonomik fırsatlar sağlamak için işletmelerin kurulmasını ve kamu refahı faaliyetlerini teşvik ederek, imkanlar dahilinde halkının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Ayrıca boş oturmamak gerekir. Bireysel ve toplu olarak çalışma fırsatları sağlamaya çalışılmalı, yeni işletmeler kurulmalı, tarımsal ticaret teşvik edilmeli, endüstriyel çalışma için fırsatlar oluşturulmalı, hükümetle iş birliği yapılmalı ve ülke ekonomisi güçlendirilmelidir. İslam Emirliği de buna elverişli bir ortam sağlayacaktır. Çiftçilerin, zanaatkarların ve fabrika sahiplerinin işlerini kurmaları ve büyütmeleri için adil bir zemin sağlayacaktır. ve ortak çabaların bir sonucu olarak ekonomimiz büyüyecektir. Allah'a iman edin ve rızkınızı kazanmak için tüm meşru yolları takip edin, gayrimeşru işlerden kaçının, helal gelir elde edin ve açgözlü olmayın." Ahundzade'nin açıklamasında Afganistan'ın bölge ülkeleriyle ilişkilerinden de bahsedildi. Diğer ülkelerle iyi ilişkiler kurulmak istenildiği kaydedilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Afganistan İslam Emirliği, İslami ilkeler doğrultusunda, diğer ülkelerle karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı iyi ilişkiler kurmaya çalışmakta ve herkesi İslam Emirliği'nin iyi niyet ve samimiyetinden şüphe duymamaya davet etmektedir. Afganistan'ın egemenliğine, bütünlüğüne ve haysiyetine saygı gösterilmesini, her türlü anlaşmazlığın diyalog yoluyla ve karşılıklı saygı çerçevesinde ele alınmasını bekliyor ve talep ediyoruz. Uluslararası ilişkiler alanında, yüce İslam dini ışığında dengeli ve ekonomi odaklı bir politika izlemeyi hedefliyoruz. Afganistan'ın güvenliği, istikrarı ve refahının diğerleri için elverişli bir fırsat olmasını sağlayarak tüm milletlerle diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurmaya çalışıyor, uluslararası toplumu İslam Emirliği ile iyi ilişkileri sürdürmeye ve karşılıklı fayda anlayışı içinde stratejiler benimsemeye çağırıyoruz." Ahundzade'nin açıklamasında Gazze Şeridi'nde 7 Ekim'den bu yana devam eden İsrail saldırılarından da bahsedildi. Filistin halkının İslam ülkeleri tarafından mümkün olan her şekilde desteklenmesi gerektiğini belirten Ahundzade şu ifadeleri kullandı: "Filistin meselesi gerçekten de tüm İslam ümmetini ilgilendiren bir konudur. İsrail saldırganlığı ve işgaline karşı Gazze halkıyla dayanışma içindeyiz. Mazlum Filistinlilerin içinde bulunduğu kötü durumu ele almak ve İsrailli işgalciler tarafından işlenen her türlü adaletsizliği ve saldırganlığı toplu olarak kınamak İslam ümmetinin görevidir. Kaynaklarımızı seferber etmeli ve acılarını hafifletmek ve çatışmanın adil bir şekilde çözülmesi için çalışmak üzere Filistin'i mümkün olan her şekilde desteklemeliyiz. Uluslararası toplumun Filistin halkının karşı karşıya kaldığı adaletsizlikleri etkili bir şekilde ele almakta yetersiz kalması üzüntü vericidir. İnsan haklarını koruma iddialarına rağmen, devam eden zulmü engellemek ve bu adaletsizliklerin faillerini sorumlu tutmak için anlamlı bir eylem eksikliği söz konusudur. Bu durum gerçekten de derin bir üzüntü kaynağıdır ve tüm sorumlu tarafların bu vahim durumu ele alma konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmelerine duyulan acil ihtiyacın altını çizmektedir." İslam Emirliği lideri Ahundzade, ülkede uygulanan uyuşturucu yasağına da vurgu yaparak, ülkenin uyuşturucudan tamamen temizlenmek istenildiğini vurguladı: "İslam Emirliği, uyuşturucu yasağını sıkı bir şekilde uygulayarak ve uyuşturucu ekimi, üretimi ve kaçakçılığını ortadan kaldırmak için etkili önlemler alarak ülkedeki İslami yükümlülüklerini yerine getirmeye kararlıdır. İslam Emirliği, uyuşturucusuz bir Afganistan'a duyulan ihtiyacı vurgulayarak, kendi halkından destek ve iş birliği talep ederek, bu önemli görevi kesin bir azim ve kararlılıkla yerine getirmeye kararlıdır. Ayrıca Kabil ve diğer vilayetlerde uyuşturucu bağımlılarını rehabilite etmek ve topluma güvenli bir şekilde geri dönmelerini sağlamak için çalışmalar devam etmektedir. İslam Emirliği bu sorumluluğu ciddiye almakta ve bağımlılığın hem bireyler hem de aileler üzerinde yol açtığı acı ve ızdırabın farkındadır. Afganistan halkı, kararnamenin uygulanmasında mücahitlerle iş birliği yaparak bu sorunun üstesinden gelmekle yükümlüdür." Ahundzade mesajının sonunda İslam Emirliği yönetimi yetkililerine de seslendi. Ahundzade açıklamasında yetkililere halka yumuşak davranmaları, kendi aralarında iyi geçinmeleri, ahirete önem vermeleri, adaletli olmaları uyarısında bulunarak şunları kaydetti: "Güvenlik, sert olmaktan değil şeriat ve adaletten kaynaklanır. Adaletsizlik ve şeriata karşı davranmak güvenliği kaldırır. Bu nedenle her yetkilinin ve her bireyin kendi kendini düzeltmelidir zira bunların yaptığı yanlışlar tüm sistemi olumsuz etkilemektedir. Zulmün hüküm sürmesine izin verilirse, sonunda bu tüm sistemi yozlaştıracaktır. Bu nedenle, bir kişi zulme maruz kaldığında, mazlum ile Allah arasında bir perde olmadığından, bu durum tüm sistemin bütünlüğünü etkiler. Bu çağda, gelecek nesillere iyi bir tarih, sağlam yasalar ve güçlü ilkeler ile olumlu bir miras bıraktığımızdan emin olmalıyız. Ahirete daha fazla önem vermeli ve Allah'ın rızasını aramalıyız. Koruyan gerçekten de Allah'tır. Rızkınızı belirleyen yalnızca Allah'tır. Allah'ın dilemesi dışında kimse rızkınızı artıramaz, eksiltemez ve ömrünüzü uzatamaz. Bu nedenle iman edin ve Allah'ın rızasını arayın."

Kazakistan Taliban’ı ‘yasaklı örgütler’ listesinden çıkardı

4 ay önce Kazakistan yönetiminin Taliban'ı ülkede yasaklı olan örgütler listesinden resmi olarak çıkardığı bildirildi. Kazak yetkililer Taliban'ı yasaklı örgütler listesinden çıkarma kararı aldı. Kazakistan Dışişleri Bakanlığı Resmi Sözcüsü Aybek Smadyarov kararı Kazinform Haber Ajansı'na verdiği demeçte açıkladı. Smadyarov, Kazakistan'ın ulusal yasaklı terör örgütleri listesini güncel tutmak amacıyla düzenli olarak gözden geçirdiğini ve Taliban'ın bu listeden çıkarılmasına karar verildiğini kaydetti. Sözcü Smadyarov, Taliban'ın Birleşmiş Milletler'in terör listesinde de yer almadığını hatırlattı. Ancak Smadyarov, Kazakistan'ın bölgedeki siyasetinin, Afganistan'a ve Taliban'a ilişkin BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu tarafından kabul edilen kararlar paralelinde süreceğini vurguladı. Kazakistan bu yılın Nisan ayında, Afganistan'daki İslam Emirliği yönetiminin ülkedeki diplomatlarını akredite etmişti. Kazak yönetimi, bu kararın İslam Emirliği yönetimini diplomatik olarak tanımak anlamına gelmediğini belirtmişti. Öte yandan, kararın ardından Kazakistan'ın Afganistan Büyükelçisi Alim Han Yasin Galdiyev, başkent Kabil'de Afganistan Dışişleri Bakanı Emrhan Muttaki ile bir araya geldi. Kazakistan'ın kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Muttaki, Afganistan ve Kazakistan arasındaki ilişkilerin mevcut seyrini her iki ülke için de olumlu ve faydalı olarak nitelendirdi.

Taliban: Kızlar medreselerde eğitim alıyor

4 ay önce Taliban her yaştan Afgan kız çocuğuna geleneksel olarak yalnızca erkek çocuklara yönelik olan dini okullarda eğitim görmesine izin verildiğini açıkladı. Eğitim Bakanlığı sözcüsü Mansor Ahmad AP'ye yaptığı açıklamada, kızların devlet kontrolündeki veya özel medreselerde eğitim görebildiğini söyledi.

BM: Afganistan’da Taliban’ın yönetime gelmesiyle afyon üretimi yüzde 95 düştü

4 ay önce Birleşmiş Milletler tarafından Pazar günü yayınlanan bir rapora göre, daha önce dünyanın en büyük uyuşturucu tedarikçisi olarak gösterilen Afganistan'da afyon üretimi, Taliban yönetiminin geçen yıl uyuşturucu ekimini yasaklamasından bu yana ciddi bir düşüş gösterdi. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), afyon ekiminin ülke genelinde bir önceki yıl 233.000 hektardan sadece 10.800 hektara (26.700 dönüm) düştüğünü ve üretimin yüzde 95 azalarak 333 tona gerilediğini açıkladı. UNODC İcra Direktörü Ghada Waly yaptığı açıklamada, "Önümüzdeki aylarda Afganistan, Afgan çiftçilere afyondan uzak fırsatlar sunmak için sürdürülebilir geçim kaynaklarına güçlü bir yatırıma şiddetle ihtiyaç duyuyor" dedi. Waly, “Bu durum, kaçak afyon pazarına ve hem yerel hem de küresel ölçekte yol açtığı zarara karşı uzun vadeli sonuçlar elde etmek için gerçek bir fırsat sunuyor." dedi.

AFRİKA
Sudan'ın şiddetli karşı devrimini yürütmekten sorumlu olan iki askeri güç şimdi birbirine düşmüştü. Sudan'ın demokratik devrimci hareketini acımasızca bastırırken müttefik olan ordu ve RSF birbirlerine karşı cephe almıştı. Başkent sokaklarında insanlar tüm bunların şiddete dönüşüp dönüşmeyeceğini ya da ne zaman dönüşeceğini merak ediyordu. İnsan hakları gruplarına ve çatışma süresince Middle East Eye'a konuşan bir dizi kaynağa göre, Nisan ayında çatışmalar başladıktan kısa bir süre sonra RSF savaş suçları işliyor, siyahi Afrikalı Massalit halkını hedef alıyor, onları infaz ediyor ve kadınlara cinsel saldırıda bulunuyordu. Haziran ayına gelindiğinde Batı Darfur'daki El Geneina şehri çürüyen cesetlerden oluşan bir şehir haline gelmiş, ölüler sokaklara yığılmıştı. Yerel bir yardım görevlisi o dönemde MEE'ye 15 Nisan ile Haziran ayının son haftası arasında kasabada yaklaşık 1.500 kişinin öldürüldüğünü söyledi. Bunların en az 1.000'inin kadın ve çocuk olduğunu söyledi. Yardım görevlisi, RSF ve müttefiki Arap milisleri kastederek, "Şimdiye kadar 700 civarında ceset topladık ve bu sayının iki katı hala sokaklarda ve bazı evlerin içinde, ancak milislerin yoğun ateşi nedeniyle onlara ulaşamıyoruz" dedi.

Savaşın şiddetlendiği Mali’nin kuzeyinde neler oluyor?

4 ay önce Mali'nin kuzeyinde son haftalarda şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Çatışmalarda Mali cuntası ve Rus Wagner güçlerinin yanı sıra ayrılık yanlısı Tuareg güçler ve cihat yanlısı gruplar da yer alıyor. Afrika üzerine araştırmalarıyla bilinen Wassim Nasr, bölgede devam eden çatışmaları France24'e değerlendirdi. yaşanmıştı. Bu cuntaların liderleri arasında yeni bir ittifak mı doğuyor? Evet, ancak bu daha ziyade sembolik, anlarsınız ya. Elbette 15 Eylül'de bir anlaşma oldu, ancak bilmek gerekiyor ki bu anlaşma Rus himayesinde yapıldı. Mali, Burkina Faso ve Nijer'den heyetler Bamako'da Rus temsilcileriyle bir araya geldi. Anlaşma da 15 Eylül'de ilan edildi. Aynı gün ABD yönetimi de Nijer'deki operasyonlarının devam ettiğini ilan etmişti. Bu, Burkina Faso ve Mali'de Fransa ile aynı hataları yapan Amerikan politikasına büyük bir darbe niteliğinde. Bu hata, terörle mücadele çabalarını sürdürmek için yeni cuntalara, yeni darbelere açık olma düşüncesi. Ancak bugün cuntaların farklı ajandaları olduğunu görüyoruz. (15 Eylül'de yapılan) Anlaşmada ilginç olan şey ise 5'inci ve 6'ncı maddeler. Bu maddelere göre ülkelerden biri başka bir ülke tarafından saldırıya uğrarsa diğerleri de ona yardım etmek için seferber olacak. Akıllara elbette Nijer'de devrik lider Muhammed Bazum'u göreve yeniden getirmek için askeri bir hamlede bulunabilecek olan ECOWAS geliyor. Ancak 6'ncı maddede de ülkelerden birinde isyan çıkarsa diğer ülkelerin de oraya müdahil olabileceği belirtiliyor. Bu da aklımıza büyük ölçüde Mali'de bugünkü Tuareg isyanına diğer ülkelerin müdahil olabileceğini getiriyor. Ancak bir kez daha söylemek gerekiyor ki bu anlaşma daha ziyade sembolik. Zira üç ülkenin de zaten çok fazla sorunu var. Sınırlarını kontrol edemiyorlar, topraklarının büyük bir bölümünü kontrol edemiyorlar. Bu sebeple anlaşma daha ziyade sembolik. Anlaşmanın neler getireceğini ilerleyen günlerde göreceğiz.

Birleşmiş Milletler himayesinde Eş-Şebab’a karşı mücadele etmek üzere Somali’de bulunan İtalyan ordusunun subayları, Somali cumhurbaşkanı ile görüştü.

6 ay önce Eş-Şebab'ın sürekli yenilgiye uğramasına ve operasyonun tüm aşamalarının başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen Somali ordusu, Amerikan desteğiyle Somali'nin güneybatı bölgelerinde operasyonlara başlayacak. Bu bölgeler aynı zamanda Tevhid sancağı altında binlerce insanın yaşadığı Eş-Şebab'ın karargâhı olarak da değerlendiriliyor.

Somalinin orta bölgesi Hiran’da hükümet güçleri ve Eş-Şebab

6 ay önce Somalinin orta bölgesi Hiran'da hükümet güçleri ve Eş-Şebab mücahitleri arasında çıkan şiddetli çatışmada hükümetten 11 asker öldürüldü ce 16'dan fazla asker yaralandı.İki asker esir alındı.Ganimet olarak silahlar ve askeri araç ele geçirildi..

BİLİM & TEKNOLOJİ
Türkiye'de kullanılmaya başlanan özellikle birlikte WhatsApp kullanıcıları takip etmek istedikleri kişi ve kurumlara ait kanallara katılabilecek. WhatsApp kanal özelliğinin en dikkat çeken yanı ise kişisel hiçbir bilginin kanaldaki diğer katılımcılar tarafından görülemiyor olması. Bilindiği gibi WhatsApp uygulamasındaki gruplarda her katılımcı gruptaki diğer tüm katılımcıların telefon numaralarını görebiliyordu. WhatsApp kanallar özelliğinin ilerleyen günlerde gelecek güncellemelerle birlikte tüm kullanıcıları hizmetine sunulması bekleniyor.

Android telefonlar, sizi izleyen AirTag’leri tespit ederek uyaracak

9 ay önce Google, Apple'ın ürettiği AirTag'lerin Android cihazlar üzerinden anlık olarak konum izleme özelliğinin engellenebileceği açıkladı. Ayrıca, Android kullanıcıları takip edilen AirTag'leri tespit ederek uyarı alacaklar. Bu yeni özellikle birlikte, kullanıcılar AirTag'ler tarafından izlenmekten kaçınabilecekler. Google, AirTag'lerle çalışan "Bilinmeyen Takipçi Uyarıları" sunacak ve diğer takip cihazı üreticileriyle işbirliği yaparak kapsamı genişletmeyi planlıyor. Eğer sahip olmadığınız bir AirTag, sizinle birlikte seyahat ederken tespit edilirse, sahibinin konumunu gösteren bir bildirim alacaksınız. Bu bildirime dokunduğunuzda, takip cihazının hareket ettiği rota üzerinde bir harita açılacak. Google, bu konum verilerinin şifrelendiğini ve kullanıcılarla asla paylaşılmadığını vurguluyor. Ayrıca, AirTag'i telefonunuzun arkasına getirirseniz (NFC alanının içinde), bazı takip cihazlarının sahipleri hakkında "telefon numaralarının son dört hanesi gibi" bilgileri görüntüleyebileceğini belirtiyor. Takip cihazlarını devre dışı bırakmak için Google, kullanıcılara bir bağlantı sağlayarak nasıl yapılacağına dair bilgiler verecek. Bu adımlarla kullanıcılar, takip edilme konusunda daha fazla kontrol sahibi olacaklar.

ChatGPT’nin Android sürümü piyasaya sürüldü: Hangi ülkelerde mevcut?

9 ay önce Microsoft destekli bir yapay zeka (AI) firması olan OpenAI, ChatGPT uygulamasının Android sürümünü yayınlayarak chatbot erişilebilirliğini genişletti. Ancak uygulama henüz Türkiye'de kullanıma sunulmadı. Mayıs ayında iOS uygulamasının piyasaya sürülmesinden sonra gelen bu Android lansmanı, ChatGPT uygulamasının OpenAI'nin web sitesi dışında ilk kez tüm dünyadaki kullanıcılar tarafından erişilebilir olmasını sağlıyor.ChatGPT Android uygulaması, kullanıcı geçmişini cihazlar arasında senkronize etme yeteneği, ses girişi ve anında yanıtlar, öneriler, e-posta veya sunum taslakları için sohbet botuna hızlı erişim ve daha fazlası gibi çeşitli özelliklerle birlikte geldi.Kullanıcılar, OpenAI'nin dahili ses tanıma özelliğini kullanarak, çeşitli konularda soru sormak, yanıt almak ve yardım almak için üretici yapay zeka ile etkileşime girebiliyor. ChatGPT Plus uygulaması, en az bir Android 6.0 sürümü gerektiriyor ve aboneler, ihtiyaçlarına göre GPT-3.5 ve GPT-4 dil modelleri arasında geçiş yapabiliyor. HANGİ ÜLKELERDE KULLANIMA AÇILDI?OpenAI, Android'in en popüler mobil işletim sistemi olduğu veya Android için ChatGPT uygulamasını başlatarak bilgisayar kullanımının sınırlı olduğu yerlerde yapay zeka teknolojisi kullanılabilirliğini genişletmeyi amaçlıyor.Android için ChatGPT uygulamasına Brezilya, Bangladeş, Hindistan, ABD, Arjantin, Kanada, Almanya, Fransa, Endonezya, İrlanda, Japonya, Meksika, Filipinler, Nijerya, İngiltere ve Güney Kore'de erişilebilir.Önümüzdeki hafta OpenAI, erişilebilir olduğu ülke sayısını artırmayı planlıyor.

Güney Koreli bilim insanlarından çığır açacak bir iddia: Oda sıcaklığında çalışabilen süper iletken keşfedildi.

9 ay önce Güney Koreli bilim insanları 1911'den beri çare aranan bir zorluğun üstesinden gelerek, oda sıcaklığında çalışan ilk süperiletkeni geliştirdiklerini duyurdu. Keşif, normal koşullarda laboratuvar dışında çalışabilen bir süperiletkenin kullanıma girmesini sağlayabilir. Uzmanlar bunun devrim niteliğinde bir gelişme olacağını söylüyor. 1911'de Hollandalı fizikçi cıvanın -269 dereceye kadar soğutulduğunda elektriği hiç direnç göstermeden ilettiğini keşfetmişti. Fizikçi buna "cıvanın süperiletken hali" adını vermişti. Süperiletkenlerde elektrik akımını oluşturan elektronlar, atomların arasında hiçbir atoma çarpmadan akıp gidiyor. Böylece havada adeta uçarak saatte 500 kilometreden hızlı giden maglev trenleri veya uçan kaykaylar gibi yenilikçi teknolojilerin önü açılıyor. Öte yandan bilim insanları 1911'deki keşiften beri daha yüksek sıcaklıklarda süper iletken hale gelen malzemeler geliştirmeye çalışıyor. Kuantum Enerji Araştırma Merkezi'nin CEO'su Sukbae Lee'nin de aralarında yer aldığı bir grup araştırmacı, bu sorunun üstesinden gelerek oda sıcaklığında süperiletken hale gelen bir malzeme geliştirdiklerini bildirdi. Hakem değerlendirmesinden geçmeyen ve internet sitesi ArXiv'de erişime açılan makalede bu malzeme LK-99 diye adlandırıldı. Araştırmacılar, LK-99'un 127 derecelik sıcaklıkta bile süperiletkenliğini koruduğunu öne sürdü. Öte yandan, LK-99 oda sıcaklığında süperiletken hale geldiği öne sürülen ilk malzeme değil. Birkaç yıl önce saygın bilimsel dergi Nature'da yayımlanan bir makalede, 15 derece sıcaklıkta süperiletken hale gelebilen bir malzeme geliştirildiği duyurulmuştu. Ancak bu malzemenin çalışması için 2,5 milyon atmosferik basınç gerekiyordu ve bu da uygulanmasını yine zorlaştırıyordu. Ayrıca bazı hesap hatalarının tespit edilmesi üzerine makale yeniden yayımlanmak üzere geri çekilmişti. Araştırmacıların bildirdiğine göre LK-99, süperiletken olmak için yüksek basınç da gerektirmiyor. Araştırma makalesinde, "Tüm kanıtlar ve açıklamalar, LK-99'un oda sıcaklığında ve ortam basıncında süperiletken hale gelen ilk malzeme olduğunu gösteriyor" ifadeleri yer aldı: LK-99; mıknatıslar, motorlar, güç kabloları, maglev trenleri ve hatta kuantum bilgisayarlar gibi çeşitli uygulama alanlarına sahip olabilir. Diğer yandan, araştırmacıların makalesine şüpheyle yaklaşanlar da var. Bilim yazarı ve Birleşik Krallık'ın Eski Lordlar Kamarası Üyesi Matt Ridley de o kişilerden biri. Ridley, The Spectator'da kaleme aldığı yazıda, "Makale, alanında çok az deneyime sahip, yeni kurulan bir enstitüdeki tanınmamış bir ekipten geldi. Hakem incelemesinden de geçmedi" dedi: Ancak bu olgunun kendisinin bir gün mümkün olabileceğini düşünmek için iyi nedenler var. Fiziksel açıdan imkansız bir şey değil.

DÜNYA
İran'ın İsrail'e yönelik uzun süredir beklenen misilleme saldırısını başlattığı bildirildi.Yerel kaynakların aktardığı bilgilere göre İran'dan fırlatılan çok sayıda Shahed (Şahid) drone'u İsrail'e doğru ilerlemeye başladı.Kamikaze drone'ların birkaç saat içerisinde İsrail'e ulaşabileceği kaydedildi. İsrail kamu yayın kuruluşu Kan da saldırının başladığını doğruladı.Öte yandan bu saldırı mevcut Tahran rejiminin kurulduğu günden bu yana İsrail'e yönelik ilk saldırı girişimi olarak kayıtlara geçti

İran’da İsrail istihbaratı Mossad adına çalışmakla suçlanan 4 kişinin idam edildiği bildirildi

4 ay önce İran yargı erkine bağlı Mizan haber ajansı, İran'ın Cuma günü İsrail istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı "sabotajcı" olmakla suçladığı biri kadın dört kişiyi idam ettiğini açıkladı.İdamlar Batı Azerbaycan eyaletinde bu sabah gerçekleştirildi.Aralık ayı ortasında İran, Belucistan'da da Mossad ajanı olmakla suçladığı bir kişiyi idam etmişti.İdam edilen dört kişinin Vafa Hanareh, Aram Omari ve Rahman Parhazo ile Nasim Namazi adlı kadın olduğu belirtildi.İran'ın resmi ajansı IRNA'da yer alan yargılama videosunda, idam edilen kişilerin Türkiye'de bir Mossad ajanıyla iş birliği yaptıklarını itiraf ettikleri anlar yer aldı.İdam edilen kişiler yaptıkları işlerin adam kaçırmak, isimsiz hedefleri tehdit etmek, araçlarını ve evlerini ateşe vermek ve cep telefonlarını çalmak olduğunu belirtti.İdam edilen kişilerin gerçekten suçlu olup olmadıkları ise belirsizliğini koruyor. İran'ın daha önce de başta Beluçlar, Kürtler, Azerbaycan Türkleri ve Araplar olmak üzere idam ettiği muhalifleri işkence altında çeşitli suçları itiraf etmeye zorladığı biliniyor.

Irak ABD askerlerini ülkeden çıkarmaya hazırlanıyor

4 ay önce Bağdat hükümeti Başbakanı Muhammed Şiya es Sudani 28 Aralık Perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin ülkedeki varlığına son vermek için çalıştıklarını söyledi. Irak'ı ziyaret eden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile ortak bir açıklamada konuşan Sudani, ABD öncülüğündeki koalisyon güçleriyle ilişkilerini yeniden yapılandırmaya kararlı olduklarını belirtti. Sudani, "Kapasite sahibi Irak güçlerinin varlığıyla, Irak hükümeti uluslararası koalisyon güçlerinin varlığını sona erdirmeye doğru ilerliyor" ifadelerini kullandı. Öte yandan Sudani, Irak'ta ABD güçlerine ev sahipliği yapan üslere yönelik saldırıları da kınadı. Ancak Bağdat hükümeti Başbakanı, yabancı güçlerin Irak güvenlik güçlerini eğitme ve onlara danışmanlık yapma görevine sadık kalması gerektiğini de vurguladı. ABD bu hafta Irak'ta hava saldırıları düzenlemiş, Bağdat hükümeti söz konusu saldırıları kınamıştı

Rusya’dan Ukrayna’da yoğun bombardıman

4 ay önce Rusya bugün sabah saatlerinde Ukrayna genelinde yeni bir bombardıman hamlesinde bulundu. Rusya Ukrayna'da saldırılarını sürdürüyor. Bölge kaynaklarından edinilen bilgilere göre Rus ordusu bugün sabah saatlerinden itibaren Ukrayna genelinde yoğun bir bombardıman harekatı başlattı. Bombardımanlarda başta başkent Kiev olmak üzere Harkiv, Dnipro, Zaporijya, Sumy, Lviv gibi çeşitli bölgeler hedef alındı. Saldırıların stratejik bombardıman uçaklarının yanı sıra savaş jetleri, insansız hava araçları ve karadan karaya uzun menzilli füzeler kullanılarak gerçekleştirildiği rapor edildi. Yerel kaynaklar, bombardımanlarla hedef alınan noktalarda şiddetli patlamalar yaşandığını bildirdi. Bombardıman sürerken sahada yaşanan kayıplara ilişkin herhangi bir bilgi paylaşılmadı. Ukrayna'nın geçtiğimiz aylardaki karşı saldırısının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Rusya'nın ülke genelinde saldırılarını yoğunlaştırdığı dikkat çekiyordu.

FİLİSTİN
İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden sivillerin sayısı artıyor. Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasında, İsrail saldırılarında 7 Ekim'den bu yana 33 bin 797 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Saldırılarda 76 bin 465 kişi de yaralandı. İsrail ordusu ve siyasi otorite her ne kadar saldırıların Hamas'ı hedef aldığını öne sürüyor olsa da açıklanan veriler ve görüntüler ışığında yapılan değerlendirmelerde, İsrail'in bölgede sivilleri doğrudan hedef aldığı anlaşılıyor. Ölenlerin yüzde 70'inin kadın ve çocuklar olduğu belirtiliyor. 7 Ekim'de Gazze Şeridi'ne yönelik hiçbir hedef gözetmeyen ağır bir bombardıman başlatan İsrail, 27 Ekim tarihinde bölgeyi karadan işgal etmeye başlamıştı.

Gazze’de can kaybı 33 bin 137’ye yükseldi

1 hafta önce İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden sivillerin sayısı artıyor. Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasında, İsrail saldırılarında 7 Ekim'den bu yana 33 bin 137 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Saldırılarda 75 bin 815 kişi de yaralandı. İsrail ordusu ve siyasi otorite her ne kadar saldırıların Hamas'ı hedef aldığını öne sürüyor olsa da açıklanan veriler ve görüntüler ışığında yapılan değerlendirmelerde, İsrail'in bölgede sivilleri doğrudan hedef aldığı anlaşılıyor. Ölenlerin yüzde 70'inin kadın ve çocuklar olduğu belirtiliyor. 7 Ekim'de Gazze Şeridi'ne yönelik hiçbir hedef gözetmeyen ağır bir bombardıman başlatan İsrail, 27 Ekim tarihinde bölgeyi karadan işgal etmeye başlamıştı.

“Şifa Hastanesi mezarlarla dolu boş bir alan haline geldi”

1 hafta önce Dünya Sağlık Örgütü Başkanı sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Gazze'deki Şifa Hastanesi'nin "son kuşatmanın ardından insan mezarlarının bulunduğu boş bir kabuk haline geldiğini" söyledi. Tedros Adhanom Ghebreyesus "Hastanedeki binaların çoğu büyük ölçüde yıkıldı. Barlıkların çoğu hasar gördü ya da kül oldu." dedi. Ghebreyesus şu ifadeleri kullandı: "Dünya Sağlık Örgütü ve ortakları, bir zamanlar Gazze'deki sağlık sisteminin bel kemiği olan ancak son kuşatmanın ardından insan mezarlarıyla dolu boş bir kabuk haline gelen Şifa'ya ulaşmayı başardı. Ekip görev sırasında en az beş cesede tanık oldu. Hastane kompleksindeki binaların çoğu büyük ölçüde tahrip olmuş ve varlıkların çoğu hasar görmüş ya da küle dönmüş durumda. Kısa vadede asgari işlevselliğin yeniden sağlanması bile mümkün görünmüyor. Kalan binaların gelecekte kullanım için güvenli olup olmadığını belirlemek için bir mühendis ekibi tarafından derinlemesine bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. DSÖ ve ortaklarının Şifa'daki temel hizmetlerin yeniden canlandırılmasını desteklemek için son zamanlarda gösterdiği çaba artık kayboldu ve insanlar bir kez daha hayat kurtarıcı sağlık hizmetlerine erişimden mahrum kaldı. Kıtlık yaklaşırken, hastalık salgınları yayılırken ve travma yaralanmaları artarken DSÖ acilen şu çağrıda bulunuyor: - Gazze'de kalan sağlık tesislerinin korunması- Sağlık ve insani yardım çalışanlarının korunması- Kuzey Gazze'ye ve Gazze'den geçişe izin vermek için ek kara geçişleri sağlanması- İşlevsel bir çatışmasızlık mekanizması kurulması- İnsani yardımın Gazze Şeridi'ne engelsiz erişimi- Ateşkes." İsrail iki hafta boyunca abluka altına aldığı Şifa Hastanesi'ni büyük ölçüde tahrip etmiş, aralarında doktorların da olduğu yüzlerce kişiyi öldürmüş, çok sayıda kişiyi ise alıkoymuştu.

ABD İsrail’e savaş uçağı ve yüzlerce bomba sevkiyatını onayladı

2 hafta önce Washington Post gazetesinin Cuma günkü haberine göre ABD, Refah'ta düzenlenmesi beklenen bir saldırıyla ilgili endişelerini kamuoyu önünde dile getirirken dahi son günlerde İsrail'e milyarlarca dolar değerinde bomba ve savaş uçağı sevkiyatına izin verdi. Gazete, konuyla ilgili bilgi sahibi Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı yetkililerine dayandırdığı haberinde, yeni silah paketlerinin 1.800'den fazla 900 kiloluk MK84 bomba ve 500 adet MK82 230 kiloluk bomba içerdiğini belirtti. Beyaz Saray İsrail'e yapılan silah sevkiyatları hakkında yorum yapmayı reddetti. Washington'daki İsrail Büyükelçiliği de konuyla ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi. ABD'nin en üst düzey askeri generali Perşembe günü yaptığı açıklamada Washington'un İsrail'e talep ettiği tüm silahları vermediğini, bunun bir nedeninin de ABD'nin bu noktada istekli olmaması olduğunu söyledi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant bu hafta başında Washington'daydı ve aylardır "Hamas'ı ortadan kaldırmaya çalışan" ülkesinin ABD'den istediği silah olanaklarını içeren bir istek listesi sunduğu bildirildi. Washington öteden beri müttefiki olan İsrail'e yılda 3.8 milyar dolar askeri yardım yapıyor. Amerika Birleşik Devletleri İsrail'e hava savunma sistemleri ve mühimmat yardımı yapıyor ancak bazı Demokratlar ve Arap Amerikalı gruplar Biden yönetiminin İsrail'e verdiği kararlı desteği eleştiriyor ve bunun İsrail'e cezasızlık hissi verdiğini söylüyorlar. Ancak bazı Demokratlar, Gazze'de devam eden ve Sağlık Bakanlığı'na göre kuşatma altındaki bölgede çoğu kadın ve çocuk 32.623 kişinin ölümüne neden olan saldırılar ışığında ABD hükümetinin İsrail'e silah tedarikini sınırlamakla sorumlu olduğunu savunuyor. Washington Post'un Senatör Chris Van Hollen'den aktardığına göre Hollen bir röportajında "Biden yönetiminin elindeki kozu etkili bir şekilde kullanması ve bana göre Gazze için daha fazla bombaya yeşil ışık yakmadan önce bu temel taahhütleri alması gerekiyor" dedi. “Söylemlerimizi eylemlerimizle desteklememiz gerekiyor." İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden Cuma günü yapılan açıklamaya göre Netanyahu, Doha ve Kahire'de yapılacak yeni tur Gazze ateşkes görüşmelerini onayladı. BM Güvenlik Konseyi'nin Pazartesi günü "derhal ateşkes" talep eden bir kararı kabul etmesinden bu yana Hamas ve İsrail bir anlaşmaya varamadıkları için birbirlerini suçluyor. İsrail, halen Gazze’de 8'i asker 25'i sivil olmak üzere 33'ünün öldüğü tahmin edilen yaklaşık 130 kişinin kaldığına inanıyor.

İSLAM DÜNYASI
Beyaz Minare Medya ekibi olarak tüm müslüman kardeşlerimizin bayramını kutlarız. Allah hepimizin Salih amelerini, itaatleri, orucunu, namazlarını ve infaklarımızı kabul etsin. Rabbimiz Subhanehu ve Teala bizleri tevhid sancağı altında yaşayacağımız bayramlarda bir araya getirsin. Allah bizlere bir sonraki bayramı, İslamı yeryüzünde intişar etmiş olarak idrak ettirsin.Bugün özellikle bizler ehlimizin ve çocuklarınızın yanında bayram ederken sınır boylarında; Gazze'de, Suriye'de, Somali'de, Arakan'da ve dünyanın diğer beldelerinde düşmanları gözetleyen mücahid kardeşlerimizin özellikle bayramını tebrik ederiz.

Cezayirli darbeci general Halid Nezzar öldü

4 ay önce Cezayir'de adı, başta 1992 darbesi olmak üzere sivillere yönelik ihlaller, işkenceler ve diğer suçlarla anılan emekli Tümgeneral Halid Nezzar öldü. 86 yaşındaki Nezzar'ın uzun süren hastalığı neticesinde 29 Aralık Cuma günü öldüğü açıklandı. 1937 yılında Cezayir'in Batna bölgesinde doğan Halid Nezzar Fransa ve Rusya'da eğitim görmüş, Fransız ordusunda yer almış, Cezayir Kurtuluş Savaşı'nda Fransızların emrinde Cezayirlilere karşı savaşmış bir isimdi. Nezzar, 1962'de Cezayir bağımsızlığını kazanırken şaibeli bir biçimde taraf değiştirdiğini iddia edip yeni kurulan Cezayir ordusunda yer almıştı. Seküler görüşlere sahip olan Nezzar, yeni kurulan Cezayir'in de bu doğrultuda şekillenmesinde rol oynadı. Nezzar, 1992 yılında İslami kesimi hedef alan darbe esnasında Cezayir'in Savunma Bakanı'ydı.

Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, 28.12.23 Tarihli Son Açıklamasında Nelere Değindi?

4 ay önce Ebu Ubeyde: 83 gündür süren savaşın ardından en büyük selamı, Gazze'deki kararlı halkımızın dışında kimse hak edemez. Kassam Tugayları halkımızla aynı siperde, bir lokma ekmeği ve bir yudum suyu paylaşıyor. Aksa Tufanı, Siyonist Rejimi yok olma yoluna soktu. İşgalci İsrail'e yüzyılın darbesini indirerek, hak ve hürriyet talep eden bir millet olduğumuzu tüm dünyaya haykırdık. Cihad etmeye ve hazırlanmaya devam ettik çünkü haklarımız elimizden alındı. 83 gündür süren saldırının ardından hâlâ düşmana karşı sahadayız. Şu ana kadar İsrail'e ait 825 araç imha edildi.Son iki günde işgalcilerin 3 helikopterini hedef aldık. Mücahitlerimizin düşman askerlerini ve araçlarını hedef aldığını ispatlayan birçok belge yayınladık ama bu, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Milletimize yönelik saldırılar durmadan hiçbir takas anlaşmasını kabul etmeyeceğiz. Düşmanı başarısızlığa uğratan şey halkımızın ve mücahitlerimizin sahadaki kararlılığıdır. Gazze, savunmasız halklara karşı insan hakları kılıcını taşıyan tüm yalancıları açığa çıkardı.

Endonezya’da Arakanlı mültecilere saldırı

4 ay önce Endonezya'nın batısındaki Açe eyaletinde yüzlerce üniversite öğrencisi Müslüman Arakanlı mültecilerin kaldığı geçici bir kampı basarak mültecilerin sınır dışı edilmesini talep etti. 27 Aralık günü protestocular 100'den fazla Arakanlıyı, Banda Açe kentindeki merkezden zorla çıkardı. Farklı üniversitelerin amblemlerini taşıyan ceketler giyen öğrenciler, baskın düzenledikleri sırada Arakanlı mülteciler aleyhine sloganlar attı. Öğrencilerin yerde oturan ve korku içinde ağlayan Rohingyalı erkek, kadın ve çocukların eşyalarını tekmeledikleri görüldü.

SAĞLIK
"Tıbbın İfsadı", küresel tuğyanın her alanda olduğu gibi tıp, gıda, sağlık alanlarında da insanları köleleştirme ve kapitalizm çarkları arasında ezme projelerine dair detaylı bilgiler, açıklamalar içeren göz açıcı bir kitap. Doğal ve helâl tedavilerin savunucusu olan Dr. Bekir Tok'un kaleme aldığı bu kitabı küresel tuğyanın hipnozundan uyandırmak istediğiniz yakınlarınıza okutmalısınız. Geçtiğimiz yıllarda sahnelenmiş olan Covid plandemisinde de kınayıcıların kınamasından çekinmeden hakkı haykıran, bağımsız ve vicdan sahibi doktorlardan olan Bekir Tok'un tıp dünyasının işleyişi ve iç yüzüne dair dile getirdikleri can kulağıyla dinlenmeli. Kitabın özünde, şeytan aleyhillâne ve avaneleri tarafından kurulmuş ve yönetilmekte olan dünya düzeninin; insanlığı maddi ve manevi olarak sömürmek, tevhid üzere yaratılmış olan fıtratlarını bozmak, köleleştirmek ve Allah subhanehu ve teâlâ'ya şirk koşturmak üzere tasarlandığı vurgulanıyor. Bu şeytani oyunlara kanıp da şirk bataklığına düşmemek için ise okumamız, araştırmamız, sorgulamamız gerekiyor. Dünyada ve ülkelerde kurulu şeytani sistemden elinden geldiğince teberri etmeye çalışan kullarına Allah Tebareke ve Teâlâ yardım edip kolaylaştıracaktır. Kitaptan bazı alıntılarla okurlarımızı baş başa bırakıyoruz. Tüm altını çizdiğimiz kısımları paylaşmak isterdik lakin şimdilik bu kadarla iktifa ediyoruz. Kitabın son sayfalarını mutlaka okumalısınız. 285. sayfadan başlayan "Şifa Kavramı" ve bir sonraki bölüm olan "Ölçüler ve Sonuç" kısımları mutlaka okunmalı. Kitaplığınızda bu kitap mutlaka yer almalı. Eşe dosta tavsiye etmeli, ödünç vermelisiniz. Çocuklarınıza anlayacakları dilde anlatmalısınız. -ALINTILARIN BAŞLANGICI- "Rockefeller ailesini duymuşsunuzdur.; 19. yüzyılın sonlarında kurdukları Standard Oil şirketi ile adlarını duyuran bu aile, buradan yola çıkarak; tarım, eğitim, siyaset, tıp gibi bir çok alanda ahtapot gibi kolları dünyayı sarmış, ülkeleri ve yöneticilerini istediği gibi parmaklarında oynatmıştır. Bunun gibi Rothschild ailesi ile Bill Gates gibi isimler ve son meşhur isim Elon Musk gibiler; dünya siyasetini ellerinde bulundurdukları servet ve güç ile istedikleri gibi yönetir olmuşlardır. Bugün hangi taşı kaldırsanız, hangi şirketi araştırsanız bu aileler karşınıza çıkmaktadır. Görünen o ki, şeytani düzeni kuran, devam ettiren, birçok alanda istedikleri gibi at koşturan isimler bunlar. Asrımız ulus devletleri bu isimlerin yeryüzündeki emellerini rahatça gerçekleştirebilmek için onlara maşa görevi görüyor." (s. 45) "Doğa gezilerinin yerini AVM gezileri aldı. Saatsiz ve penceresiz AVM'lerde sinema, yemek, mağaza üçgeninde dolanarak mutlu olunur sandık. Sinemada beynimizi, yemekte bedenimizi, mağazada nafakamızı kirlettik. Dağda, ağaç altında temiz bir nefese, AVM'nin esans kokularını ve radyasyon dalgalarını tercih ettik." (s.65) "Son yüzyılın fesad düzeni; şeytanın on binlerce yıllık tecrübesi ve ustalığı ile hazırlandı. Kendi vurup kendi ağlayan, sahneyi yazıp oyuncuyu eleştiren bir düzen bu; tavşana kaç, tazıya tut diyen... Nasıl mı? Faizi serbest bırakır, her köşe başına banka açar, bankaya uğramayacak birini bile maaş bahanesiyle bankayla barıştırır; sonra faiz bataklığına batan insanları camilerde 'Faiz haramdır.' diye uyarır. Kumar 'Milli Piyango' adı altında bizzat devlet tarafından oynatılır. Her yerde kumar resmi-gayrı resmi yaygınlaştırılır, sonra televizyonda kumarın haram olduğunu anlattırır düzenin hocalarına. Kadını kadınlıktan, erkeği erkeklikten çıkarır; diziler ve filmler aracılığıyla şiddete, çıplaklığa ve zinaya özendirir, kadını her yerde ticari obje olarak kullanır... Sonra 'Kahrolsun kadına şiddet' diye bağırır televizyonlardan... Genelevlerini resmi olarak işletir, polislerini başına diker, doktorları ile düzenli muayenelerini yaptırır... Sonra 'Aile toplumun yapı taşıdır.' der... Uyuşturucu baronlarını alttan alta destekler, milyar dolarlık ticaret ağlarına göz yumar, arada bir baskınla devede kulak denebilecek bir miktarı yakalayıp 'Uyuşturucu ile mücadele ediyoruz' der... Memleketi küresel dev firmalar parsellerken, çıkıp televizyonlarda 'yerli üretim' nutukları attırır bu düzen... Memleketin her karışına askeri üsler inşa edilirken, bağımsızlığın ne kadar önemli olduğu yazar okul ders kitaplarında... Ekini ve nesli ifsad ederken, 'Biz ıslah ediciyiz' der kısaca bu düzen... İşte bu düzenin sistemsel bir parçası olan 'demokrasi' ile, tüm insanlığa bu projelerin ve ifsadın bir parçası olma yolu açılır. İnsanlık, seçtiği vekilleri aracılığıyla istemeden de olsa bu düzenin bir parçası hâline gelir. İslâmi söylemlerle yöneticiliğe vekâlet istense bile, bu kara deliğe girişin cicili ambalajla süslenmiş bir paketidir bu yöntem. Zira bu sisteme biat etmeden en ufak taşraya bile yönetici olmanıza katiyen izin verilmemektedir." (s.74) "Yeni Dünya Düzeni; Allah'ın şu son birkaç yüzyılda, insanları imtihan etmek için mücrimlere 'es-Sabur' ismiyle verdiği mühletin neticesinde kurulmuş ifsad düzeni... Allah azze ve celle insan bu mühleti verince tüm âlem çamurdan yaratılan basit bir varlığın ne kadar azgınlaşabileceğini, ne kadar ileri gidebileceğini daha iyi görmüş oldu. Sonuçta bu kadar karmaşık bir düzenin temelinde basit bir gerçek yatmaktadır: dünya hırsı... Sonsuz yaşama arzusu, daha çok kazanma duygusu; hiç şüphesiz aynı vaadlerle atamız Âdem (as)'ı kandıran şeytanın bu düzenin mimarı olduğunu gösterir." (s.75-76) "Yediğimiz içtiğimiz ürünlerin mümkün olduğunca piyasadakilerin en doğalı olmasına özen gösterelim. Bunu ibadetlerden zevk alabilmek, dünyevi ve uhrevi görevlerimizi daha zinde ve kolay gerçekleştirebilmek için yapmamız gerek. ... İçinde muhtemelen haram maddeler bulunan ve dolayısıyla yenmesi de şüpheli olan maddeleri tükettiğimiz ve bu problemi de önemsemediğimiz hâlde ne kadar takvadan söz edebiliriz?" (s.133) "Çocuklarının ufacık burnu aksın, ufacık ateşi çıksın soluğu hastanede alan aileler çocuklarına büyük kötülük yapıyor." (s.149) "İnsan hayatta yaşadığı zorluklar, kötü anılar, eziyetlerle vardır. Kiminin imtihanı ağır, kimininki hafiftir, Düşünsenize Peygamberimiz Muhammed (sav)'in hayatı boyunca çektiği sıkıntıları? Sahabenin... Onlar da mı antidepresan kullanmalıydı? Hayır, tam da yukarıda bahsettiğim gibi, her iki dünyada da insanı mutlu edecek ve çektiği zahmetleri ona rahmet kılacak olan doğru temeller üzerine oturmuş bir inançtır. Bu olduktan sonra Eyyub (as) gibi en ağır hastalıklara da müptela olsanız, çoluğunuzu çocuğunuzu kaybetseniz, siz yine de sığınacağınız kapıyı bulabilirsiniz." (s. 178) "Adı üstünde bunlar 'ruh sağlığı' hastalıkları. Maddi hastalıklar değil. Bunlar tavuklar gibi insanların köleleştirilmesi, idealsizleştirilmesi, doğal yaşamından ve ortamından koparılması, hep kendisinden üstte olan yaşamlara özendirilmesi, fıtratına en uygun din olan İslâm'ın terbiyesinden uzak kalınması neticesinde ortaya çıkan hastalıklar olduğu için öncelikli olarak bu kısır döngüden kurtulmanın yollarına bakmak gerek." (s.179) "Hep bahsettiğimiz gibi tüm bozgunların sebebi şeytan. Bozgun/fesad, bir zincir şeklinde ona tabi olanlar aracılığıyla ilerlemekte. İnsanlık topluca Allah'ın ipine sarılmak yerine şeytanın tahakkümüne razı olduğunda çorap söküğü gibi topraktan semaya tüm varlıklar ifsad çarkını döndürmeye başlamakta." (s.187-188) "Şeytanın en büyük amacı ne para, ne insanların kısır olması, ne de mülk mevki vb.dir. Şeytanın en büyük amacı daha çok insan Allah'a kendisi gibi başkaldırsın, daha çok insan Allah'ın ebedi azabında kendisine arkadaş olsundur." (s.189) "Buraya kadar yeryüzünde şeytanın temsilciliğini yapan bu güçler kazandı, insanoğlu onların köleliğini yaptı, hatta insanlığı zehirledikleri ürünleri imal eden fabrikalarda bile onlara kölelik etti. Doğal olarak -manevi anlamda- kalbi kararan insanoğlunun sağlığı da bozuldu. Bu sefer sağlığı düzeltmeyi, hastalıklara şifa dağıtmayı da sözde üstlenen bu sistem; bir çark da bu büyük çarka ekledi, böylece hem insanların fıtratını bozarken, hem de onları iyileştirdiğini iddia ederek servetler kazandı. Keşke iyileştirseydi, ama amacı iyileştirmek de değildi, çünkü iyi ve sıhhatli olan insanlar onlara müşteri değildi. Bu yüzden ilaçlar, tedavi etmesi için değil; anlık olarak rahatlatıp, hastalığı sürdürecek şekilde tasarlandı." (s.189) "Devlet bir şekilde ya 'sağlık' adına ya da başka kalemler adına halktan topladığı milyarları bu ilaç firmalarına dolaylı yoldan ulaştırmış oluyor. Neden her içtiğimiz, yediğimiz, giydiğimizin yarısı vergi; neden aldığımız arabaya yüzde yüzden fazla vergi konuluyor ve neden yakıtı bu kadar pahalı kullanıyoruz sorularının cevabı burada yatıyor. Vergi adı altında bir de 'kutsal' ibaresi yapıştırılarak sağlık sektöründe olduğu gibi her sektördeki para babaları bu şekilde zavallı halkların sırtlarından adeta bir sülük gibi geçiniyorlar." (s.208) "Kızamık aşısı olmayan çocukta en ufak kızarıklık görse çocuk doktorları hemen 'Gördün mü bak çocuğun kızamık oldu, şimdi bundan dolayı ölse ne olacak?' deyip, 'Hemen kızamık aşısı yapmalıyız.' diyerek aileyi baskı altına alması çokça duyduğum yaşanmış olaylar. Bu tarz olaylarda yanlış teşhis söyleyerek aileyi korkutma, kızamık gibi bir hastalığın ölüm oranı çok daha düşük olmasına rağmen sanki her hasta olan ölüyormuş izlenimi uyandırma, tıbbi bir uygulamayı psikolojik baskı ile dayatma gibi birçok yanlış var. Teşhis doğru olsa bile hastalık anında tekrar aşı yapmanın gereksiz olması da ayrı bir facia. Tıbbın çoğu zaman 'dogma'lara bel bağladığı ve bağnazca savunulan gelenekleri barındırdığını gösteren bir sahnedir bu." (s.213) "Modern tıp, organların bozulmasını önlemek ya da bozulmuşu tedavi etmek yerine, yerinden çıkarmayı çoğu zaman tercih ediyor." (s.213) "Türkiye'de ilaçların etkinliklerini ve fiyatlarını, gerekli olup olmadığını kim, nasıl denetliyor, denetleyenlerin yetkinlikleri nasıl ve bunları etkileyen, suistimale zorlayan odakların olup olmadığı karanlıktır." (s.229) (Not: Bu konu hakkında delilleriyle gerçekleri görmek isteyenler Soner Yalçın'ın SAKLI SEÇİLMİŞLER ve KARA KUTU isimli kitaplarını okuyabilir) "Bir de şu algı vardır ki, empati yapmakta fayda var: Koca koca tıp kitaplarında gribal enfeksiyonların tedavisinde ada çayı bahsedilmezken, halkın gelip de 'Kullanalım mı?' sorusu cahilce(!)dir. Ne yani koskoca bilim bunu bulamamış da basit bir köylü mü iyi geleceğini iddia ediyor. Oysa bitkilerle ilgili veya diğer geleneksel tedavilerle ilgili çalışma yapan bağımsız kaynaklar da vardır; ancak tıp kitaplarını ve protokollerini belirleyen camialar bunları dikkate alacak kadar saf değildir. Bunun bir sebebi tabiatta doğal hâlde bulunan bir bitkinin patentlenemeyeceği gerçeği ve buna bağlı olarak Allah'ın arzında birçok yerde biten bu bitkilerin kazanç kapısı olmamasıdır." (s. 235) "Dağda kendi başına hayvanlarını otlatan yaşlı kadını 'Neden maske takmıyorsun?' diyerek uyaran jandarmanın videosu oldukça trajikomikti. Akşama kadar toz, toprak, salya, sümük ile şekilde şekle giren maskenin içine nasıl oluyorsa sadece koronavirüs giremiyordu!" (s.241) "Sonuç olarak, dünyayı ifsad etme, insanları daha kolay yönetilebilir köleler hâline getirme amacındaki dünya ekâbirlerinin amaçlarına ulaşabilmek için tıbbı ve sağlığı en büyük silah olarak kullanmaları mide bulandırıcıdır. Asıl üzücü olan ise, bu zayıf hileleri ile peşlerinden sürüklediği milyarlarca düşünmeyen, akletmeyen insan yığını ile aynı gemide olmaktır." (s. 244) "Aşı bilim dünyasının kutsallarındandır. Aşı ile hastalığı önleme mantığı aslında bir teoriden öteye gitmese de yine de bu teoriye karşı gelen doktorlar; çalışmalarına, uzmanlıklarına bakılmadan tıp dünyası tarafından alaya alınır, aforoz edilir. Aşı dokunulmazdır, yoruma açık değildir. Aşı hakkında soru sormak bile cehalettir birçoğunun gözünde. Ama bir kere merak edip 'Neler dönüyor?' sorusunu sorabilmek önemlidir." (s. 261) "Yalnız aşılar kendi başlarına sadece mikroptan oluşmuyordu. İçerisinde bu zayıflatılmış mikrobun üretilerek aşıda kullanılabilmesi için maymun, domuz, inek, tavuk gibi hayvanların hücrelerinin bulunduğu kültürler kullanıldı. Üretilen mikroplar kültürden alınıp aşı flakonuna aktarılırken, kültüre ait DNA parçaları da numuneye karışır. Dolayısıyla kişiye zerk edilen aşının içerisinde bu hayvanlara ait DNA parçaları da kana verilmiş oldu. Ayrıca yine koruyucu olması ve etki etmesine yardımcı olmak amacıyla civa, alüminyum gibi ağır metaller de aşıların içerisine katıldı. Burada sorunlar baş göstermeye başladı." (s.260) "Çocuklarımızın televizyonlarla nasıl hipnoz edilip yönetildiğini görmüyor muyuz? Aşıdan önce, çocuklarımızın beyinlerini dumura uğratan, çöp tenekesine çeviren eğitim sistemlerini sorgulamalıyız. Çocuk ağlamasın diye ağzına cips, eline akıllı telefon verdikten sonra, aşıların çocukların zihinlerini etki altına aldığını konuşmak tutarsızlık..." (s.270) "Özgür bir şekilde düşünmeye izin verilmiyor. Devlet kontrolünde tek tip eğitim, diyanet kontrolünde din, yine üstten kontrol edilen tek tip medya ile tek tip zihinler oluşturulmak isteniyor. Böylece yığınlar 'köle' isminin rahatsız edici tınısına takılmadan hizmet etmeye devam ediyorlar. İşte buna modern kölelik diyoruz. İnsanlık belki zincirlerle bağlanmıyor, bir yerlerde hapsedilmiyor ancak günlerinin tamamını çalışmakla geçiriyorlar, düşünmeye fırsat bulamıyorlar, bu kadar çalışmalarının karşılığında verilen az miktar para, ağır vergilerle kendilerinden geri alınıyor. Böylece bu yalancı döngü ile insanlar gizli köleler hâline getiriliyor." (s.271) "Aşk diye bir terim kutsallaştırıldı. Sahi Müslüman olduğunu iddia eden herkese sormak gerek, 'aşk' kavramını hangi ayet ya da hadiste duydunuz? Tüm çizgi filmler, sinema filmleri, diziler, tiyatroların vazgeçilmez teması 'aşk' değil mi? Gözümüzün içine yıllardır o kadar soktular ki, artık evli olmayan bir çiftin el ele tutuşması hemen herkes için normal bir hâle geldi. Normalleştirme aşama aşama devam etti., her çıkan film 'daha cesur' idi. Bu şekilde toplum dönüştürüldü, zina yaygınlaştırıldı. Yıl 2022 olduğunda, sokakta alenen zina edenleri medyada her gün duymaya başladık. Kıyametin alametlerinin birer birer önümüze çıkması sürpriz değil." (s. 274-275) "Hayatın her alanında fıtrata en uygun düzen bellidir: Allah azze ve celle'nin emrettiği ve Resul'unun örneklendirdiği aile hayatı...'Atalarımın yolunda giderim, geleneklerden şaşama' zihniyetinde olan aileler gibi, her daim moda akımların peşinden gitmeye çalışan sözde modern aileler de bu dengeyi gözetmediği sürece yanılmaya ve hata etmeye devam edeceklerdir." (s.282) "Gerçek bilgelik, sunulan moda akımları takip ederek istenilen formda sürekli güncellemek değil, şeytanın ve uşaklarının tuzaklarına karşı, kendisini ve ailesini koruyabilecek dik duruşu gösterebilmek, bunun için de bu tuzakları en iyi şekilde fark ederek kendisinden ve etrafından def edebilmektir." (s. 283) "Doğru olan Allah azze ve celle'nin hastalıkları ya bunu kullarını imtihan etmek adına sebepsiz yere ya da kullarının yaptıkları cürümleri affetmek adına bir vesile olarak vermesiydi. Emanet olarak kendilerine bahşedilen vücuda kendi elleriyle hunharca davranmaları da çoğu zaman hastalık için sebepti. Aynı şekilde şifayı da Allah azze ve celle verirdi ve bu bölüştürülebilen, başka varlıklara da lütfedilmiş bir yetki değildi. Eğer insan şifayı başka kaynakta ararsa Allah azze ve celle'ye şirk koşmuş, haram olan nesnelerde ararsa Allah'a isyan etmiş olurdu. Şeytan için vazgeçilmez bir alandı sağlık alanı bu yüzden." (s.285) "İşte maddeci anlayışın dünya hayatına ve maddeci tıbbın da alt başlık olarak insan sağlığına bakışı bu denli sakattır. Oysaki doğru olan anlayış; kurulmuş muazzam sistemde oynamalar olduğunda, yani hastalıklar ortaya çıktığında, başka yerleri de oynayıp işi içinden çıkılmaz hâle getirmek değil, bu düzeni nahif bir elle, hafif dokunuşlarla ve sistemin sahibinin de yardımını alarak eski hâline getirme çabasıdır." (s.288) "Sihirbazların bir toplumdaki en önemli görevi eğriyi doğru, doğruyu eğri göstererek, yapmadıklarını yapmış gibi göstererek insanları aldatmak, kendilerine hayran bırakmak, etkilemek ve bu yolla da zihinlerini kontrol altına almaktır. Kralların en sevdiği yardımcılarındandır sihirbazlar.... Eğer birisi bir gün beş dakika tefekkür eder de: ' Bu kral da bizim gibi bir insan, yemek yer, defi hacet için tuvalete gider' gibisinden "terörist" düşüncelere kapılır da kralın insanlara uygun gördüğü 'dini' sorgulamaya başlarsa, bu krallığın akıbeti açısından tehlike oluşturacağından hiç hoş görülmez. Sihirbazların devreye girdiği nokta da budur. Nitekim tağutların Kur'an'daki temsili olan Firavun'un da yardımcılarından en gözde makamlardan birini bu sihirbazlar dolduruyordu." (s.293-294) "Sahi vücutlarınız sahte gıdalarla hasta edilirken hasta bedenler ve zihinlerle Allah'ın sizin için çizmiş olduğu idealleri gerçekleştirebileceğinizi mi zannediyorsunuz? Bizleri köle olarak gören, iş gücümüzden faydalanan her türlü ticaretimize ortak olup bizle beraber asalak gibi kazanan, vergilerle sırtımızı ezen Firavunların size layık gördükleri ama kendileri yemedikleri besinlere, hürriyete rağmen tamah mı edeceksiniz?" (s.312) -ALINTILARIN SONU-

Kedi Kadar Kıymeti Olmayan Bebekler

4 ay önce Türkiye'de "Parasetamol", yurtdışında "Acetaminophen" olarak bilinen ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak piyasaya sürülmüş Rockefeller tıbbı firmalarının insanları zehirlemede kullandığı toksik maddelerden biri hakkında bilim dünyası uyarıda bulunuyor. Türkiye'de etken maddesi Parasetamol olan ilaçlar arasında en bilinenleri ve en yaygın olarak kullanılanları Parol, Minoset, Calpol, Vermidon, A-ferin, Gripin, Panadol, Tylenol (Tylol)'dur. Esas problem; bebek ve çocuklarda ateş, soğuk algınlığı vb. durumlarda doktorların sıklıkla reçete ettiği, anne babaların ise son derece rahat bir şekilde çocuklarına verdiği parasetamol içerikli ilaçlarda, örneğin Parol ve Calpol'dedir. Güncel bağımsız bilimsel çalışmalar göstermektedir ki; PARASETAMOL ZEHRİ BEBEK VE ÇOCUKLARDA NÖROLOJİK HASARA SEBEP OLMAKTA, GELİŞİM GERİLİĞİ, DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU VE OTİZM SPEKTRUMU HASTALIKLARINA YOL AÇMAKTADIR. Bilimsel makale için tıklayın. Günümüzde hemen her çocukta görülen bu nörolojik hastalıkların bu kadar artmasının başlıca sebeplerinden biri çocukluk çağı aşıları olmakla beraber, diğer sebebi ise; her hastalıkta, her ateşte ve her ağrıda çocuklara kaşık kaşık içirilen Parasetamol içerikli ilaçlarıdır (Parol, Calpol, Tylol). Bebekliğinden beri her hastalığında, her ateşte bu ilaçları alan çocukların beyinleri geri dönülemez şekilde hasar görmekte ve yukarıda sayılan çağımızın belası nörolojik hastalıklar (Otizm, DEHB vb) çığ gibi artmaktadır. Bilimsel makale için tıklayın. Çocukları bu hastalıklardan muzdarip olan gelen ebeveynler şu ayeti kerime'yi tefekkür etmeliler. "Başınıza gelen her musibet, ellerinizle kazandığınız (günahlar) sebebiyledir. Hem (Allah) çoğunu da affeder." (42-Şûrâ:30) Konunun kedilerle ilgisi ise aşağıdaki gibi açıklanmaktadır. Kedilerde "glucuronidation" (glukuronidasyon) adlı metabolik proses yetersizdir. Bu metabolik proses, "parasetamol" denen zehrin vücut tarafından işlenerek atılması için gerekli olan bir prosestir. Dolayısıyla kedilere "parasetamol" içeren bir ilaç verildiğinde vücutları bunu işleyemez ve ilacın oluşturduğu toksisite sonucu ciddi hastalıklara maruz kalabilirler ve hatta ölebilirler. (Bilimsel makale için tıklayın.) Veterinerler bu bilgiye sahip olduklarından, kedilere asla Parasetamol kullanmazlar. Yenidoğan bebekler ve küçük çocuklar da tıpkı kediler gibi, Parasetamol'ü işleyip vücuttan atılmasını sağlayan "glucuronidation" (glukuronidasyon) adlı metabolik proses açısından son derece yetersizdir. Yetişkinliğe ulaştıkça bu proses tam olarak gelişmektedir. Dolayısıyla Parasetamol kullanımı yetişkinlere, çocuklarda olduğu kadar zarar vermemektedir. Ne yazık ki, içinde yaşadığımız küresel tuğyanda bebeklerin kedi kadar kıymeti olmadığından; veterinerler kedilere "zarar görürler" endişesiyle parasetamol vermezken, 1980'li yıllardan itibaren çocuk doktorları gönül rahatlığı ile doğumdan itibaren bebeklere Parasetamol vermektedir. Sorgulamayan, araştırmayan ve doktorlara körü körüne itaat eden anne babaların katkısıyla nesiller ifsad olmakta, nesiller hastalanmaktadır. Bunun önüne geçmede en büyük görev yine anne babalara düşmekte olup; bilgiye erişimin son derece kolay olduğu çağımızda, reçete edilen ilaçları çocuklarına kullanmadan önce anne babaların bu ilaçların yan etkileri üzerine araştırma yapıp, mümkün olduğunca doğal ve helâl tedavilere yönelmeleri sağlıklı nesiller için elzemdir.

Çocukluk Çağı Aşıları Tip 1 Diyabete Sebep Oluyor

4 ay önce 13 yaşındaki bir oğlan çocuğu. Spor faaliyetlerinde bulunuyor. Son derece sağlıklı. Rutin doktor kontrolüne gittiğinde idrarda kan şekeri ölçümü yapılıyor. Her şey normal. Aynı gün Difteri-Boğmaca-Tetanoz aşısı (Tdap) ve Menactra adlı menenjit aşısı vuruluyor.  Aşıdan 40 gün sonra 614 mg/dL kan şekeri ve 12.4 HbA1C değeri ile Diyabetik Ketoasidoz Komasına girerek ölümden dönüyor; ama ölene dek ilaç endüstrisinin ürettiği GDO'lu sentetik insülinlere muhtaç olacak şekilde Tip 1 diyabetli bir engelli hâline geliyor. Bu olayın "toksik aşıların" yan etkisi dışında başka bir açıklaması yok. Çünkü aşıyı olmadan birkaç dakika önce çocuğun idrarında kan şekerine bakılıyor ve normal seviyede çıkıyor. Aşıyı vurulduktan 40 gün sonra ise çocuğun son haftalardaki ortalama kan şekerini gösteren HbA1C değeri, normalde 5-6 olması gerekirken, 12 çıkıyor. Tıp sanayisine hizmet eden hemşire ve doktorların hiçbir açıklaması yok. Putları olan aşılara toz kondurmamak için kırk takla atıyorlar. Sadece DBT (Tdap) değil, MMR (Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık), çocuk felci, su çiçeği, mRNA ve bebekler-çocuklar için üretilen daha hangi toksik enjeksiyonlar var ise hepsi bu hastalığı ve daha fazlasını tetikleyebilir, çocuğunuzu öldürüp sakat bırakabilir. Bir modern (!) çağ hastalığı olan Tip 1 Diyabet vakalarının en azından %75'inin çocukluk çağı aşıları sebebiyle çıktığını ortaya koyan makale için buraya tıklayın. Bu makalede, çocuklara aşı yapmayan ABD'deki özel bir pediyatri kliniğinde 25 yıldır tek bir çocukta dahi Tip 1 Diyabet çıkmamış olmasından bahsediliyor. Ve yine aşılı çocuklarda Tip 1 Diyabet çıkma ihtimalinin hiç aşı olmayan çocuklara göre 4.7 kat daha fazla olduğu da yapılan geniş çaplı anketlere dayanarak tespit ediliyor.  Tesadüf mü? Elbette değil! AŞI YOKSA HASTALIK YOK! Yıllara göre bazı ülkelerde Tip 1 Diyabet oranları. 1960'lı yıllarda ve öncesinde Tip 1 Diyabet hastalığı diye bir şey neredeyse hiç yokken, sonrasında, yıllar geçtikçe, çocuklara uygulanan aşıların sayısı 6-7 taneden 50-60 taneye yükseldikçe, hastalık grafiğinin nasıl da yükseldiğine iyi dikkat edin. Günümüzde SMA'dan tutun da ismini sadece birkaç yıl öncesine kadar hiç duymadığımız türlü türlü hastalıkları duymaya başladığımıza da dikkat edin. "İnsanlardan öylesi vardır ki; dünya hayatına dair söyledikleri senin hoşuna gider/sözleriyle seni etkiler. O, kalbinde olanın (iyilik, güzellik, ıslah) olduğuna dair Allah’ı şahit tutar. Oysa o, düşmanın en beter olanıdır.  (Bir işin başına yönetici olduğunda ya da) yanınızdan ayrıldığında yeryüzünde bozgunculuk yapmak, ekini ve nesli yok etmek için çalışır. (Oysa) Allah, bozgunculuğu sevmez." (2/Bakara: 204-205) Aşılardan sonra Tip 1 Diyabet teşhisi almış olan çocuğun annesiyle yapılmış 30 dakikalık röportaj: https://rumble.com/v36plwy-mother-of-child-who-got-type-i-diabetes-from-vaccine-injection-speaks-out.html https://rumble.com/v36plwy-mother-of-child-who-got-type-i-diabetes-from-vaccine-

SURİYE
Suriye Sivil Savunma Ajansı, Esed rejimi ve müttefikleri Rusya ile İran'ın 2023 yılı boyunca Suriye'nin kuzeybatısındaki okul, hastane ve kamu tesislerine 1232 saldırı düzenlediğini gösteren istatistikleri yayınladı. Ajansın 26 Aralık Salı günü yayınladığı verilere göre, 2023 yılında 397 sivil ev, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı 16 kamp ve 24 okul hedef alındı. Ayrıca yıl içerisinde Suriye'nin kuzeybatısında 13'ten fazla halk pazarı bombalanırken, 6 tıbbi tesis ve hastane ile Suriye Sivil Savunma'ya (Beyaz Baretliler) ait 4 merkez de hedef alındı. İstatistiklere göre Esed rejimi ve müttefikleri İran ile Rusya'nın saldırılarında 12 cami ve 6 su istasyonu da hedef alındı. Sivil Savunma, istatistiklerin 1 Ocak-17 Aralık 2023 tarihleri arasında ekiplerinin müdahale ettiği saldırıları kapsadığını belirtti.

Rusya ve İran destekli Esed rejimi İdlib kent merkezinde sivil katliamı yaptı

4 ay önce Rusya ve İran tarafından desteklenen Esed rejimi güçleri Suriye'nin kuzeyindeki İdlib kent merkezine bombardıman düzenledi.Yerel kaynakların aktardığı bilgilere göre İdlib kent merkezi Esed rejimi tarafından yüksek kalibreli toplarla bombalandı.Kent merkezindeki sivil yaşam alanlarının hedef alınması sonucu ilk belirlemelere göre 4 sivil hayatını kaybederken 20'den fazlası yaralandı.

İsrail’in Suriye’deki hava saldırısında 11 İran Devrim Muhafızları mensubu öldü

4 ay önce İsrail, Suriye'yi hedef alan saldırılar hakkında nadiren açıklama yapıyor. Cuma günü Al Arabiya'ya konuşan kaynaklar, İsrail'in Perşembe günü geç saatlerde Şam Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun 11 mensubunun öldüğünü bildirdi. Kaynaklar, Suriye'nin doğusundaki İran destekli güçleri denetlemekten sorumlu olan Devrim Muhafızları'nın hedef alınan üyelerinin üst düzey bir heyeti karşılamak üzere havaalanında bulunduklarını söyledi. Esed rejimine bağlı medya ve rejimin Savunma Bakanlığı daha önce de İsrail'in Suriye'nin güneyinde ve Şam yakınlarında hava saldırıları düzenlediğini açıklamıştı

Suriye’de Esed rejimi, mülklere el koyarak geri dönüşleri engellemeye çalışıyor

4 ay önce Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), Suriye'nin orta kısmındaki Humus iline yönelik rapor hazırladı. Kamuoyuna açıklanan raporda, Suriye yönetiminin, Humus ilinde çatışmaların yoğun olduğu Baba Amer Mahallesi ile Kuseyir ilçesindeki on binlerce ev, arazi ve mülke el koymaya çalıştığı savunuldu. Raporda, Suriye yönetiminin öldürülen en az 500 bin sivil ile kaybolan yaklaşık 112 bin 713 sivilin yanı sıra yerinden ettiği 12 milyon Suriyelinin mal varlıklarına el koymak için çalışma yürüttüğü bilgisi yer aldı. Rejimin çıkardığı yasa ve kararnamelerle mülklere el koymaya çalıştığı vurgulanan raporda, yerlerinden edilen ve zorla tahliye edilenlerin mülkiyet haklarının yok sayıldığı belirtildi.

TÜRKİYE
Geçtiğimiz 10 Kasım günü gerçekleşen olayda Emrullah Akdoğan, başka bir kullanıcının paylaştığı “Sefih, rezil, ayyaş, katil, İngiliz casusu diktatörü lanetle anıyoruz” yazılı mesajı retweet edince, Atatürk’e hakaret suçlamasıyla hakkında dava açıldı. 5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanunu gereği 2 yıl hapis cezasına çarptırılan Akdoğan, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Sosyal medyada olay, Akdoğan’ın retweet ettiği söz konusu paylaşımda Atatürk’ün isminin dahi geçmediği, sadece bir retweet sonucu hırsızların, adam yaralayanların almadığı cezaya çarptırıldığı yorumlarıyla eleştirildi.

Asgari ücret 17 bin 2 lira oldu

4 ay önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, yeni asgari ücrete ilişkin, "Yeni miktarla çalışanlarımızı enflasyona ezdirmeme sözümüzü bir kez daha yerine getirmiş olmanın memnuniyeti içerisindeyiz." dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan yeni asgari ücret ülkemize ve milletimize hayırlı olsun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "2024 yılında asgari ücret yüzde 49 artışla net 17 bin 2 Türk lirası olarak uygulanacaktır. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun" değerlendirmesinde bulundu.

Mustafa Kemal’e rahmet okunmasına tepki gösteren genç 35 gündür cezaevinde

4 ay önce 10 Kasım Cuma günü bir camide okunan hutbede imam, hutbe metni dışına çıkarak, Mustafa Kemal'e rahmet dilemiş, bunun üzerine cuma namazına katılanlardan biri imama tepki göstererek camiyi terk etmişti. Camiyi terk eden Ahmet Bostancı isimli genç sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoda hutbede Mustafa Kemal'e rahmet okunmasına tepki göstermişti. Videonun sosyal medyada hedef gösterilmesinin ardından Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin soruşturma başlatmıştı. Gözaltına alınan Bostancı, "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'a muhalefet'' ve ''Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama" suçları kapsamında savcılığa sevk edilmiş ardından ise tutuklanmıştı.

Van’da Gazze katliamları ve yılbaşı kutlamalarına dikkat çeken afişler Valilik tarafından toplatıldı

4 ay önce Van İslami Dayanışma Platformu (VİDAP) kent merkezinin farklı bölgelerindeki reklam panolarına asılan afişlerin Valilik ve belediye tarafından toplatıldığını açıkladı. Platform tarafından yapılan açıklamada her yıl yılbaşı kutlamalarına dikkat çekmek amacıyla kentin farklı noktalarına reklam şirketi ile yapılan anlaşma sonrası asılan afişlerin Van Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü tarafından toplatıldığı ifade edildi. Afişlerin kaldırılmasıyla ilgili kendilerine herhangi bir uyarı yapılmadığını ifade eden VİDAP yetkilileri, reklam şirketi ile yapılan görüşmede afişlerin toplatılmasıyla ilgili kararın Van Valiliği tarafından alındığının kendilerine aktarıldığını belirtti.

YAŞAM
Cihat yanlısı hareketin en önde gelen isimlerinden, Batılı uzmanlarca "küresel cihat hareketinin babası" olarak adlandırılan Filistinli Abdullah Azzam gerek siyasi, gerek fikri, gerekse askeri açıdan yakın tarihte önemli bir yer işgal etmektedir. Gençliği ve ilk eğitimi Günümzde Filistin sınırları içerisinde kalan Sile el Harisiyye'de 1941 yılında doğan Abdullah Yusuf Azzam, çocukluğundan itibaren fikri yönüyle ön plana çıktı. İlk gençlik yıllarında, eğitim hayatı sürerken Müslüman Kardeşler'in Ürdün koluna katıldı. Azzam'ın Müslüman Kardeşler teşkilatı ile olan bağı ilerleyen yıllarda da sürdü ve Azzam hareketin Filistin yapılanmasının kurulmasında da rol oynadı. Azzam ve ailesi, 1967 savaşının ardından Filistin'i tamamen terk etmek zorunda kalarak Ürdün'e yerleşecekti. Şam yılları ve Filistin İlk düzey öğrenimini Filistin ve Ürdün'de sürdüren Abdullah Azzam, 1963 yılında Şam Üniversitesi'nda Şeriat Fakültesi'ne başladı. 1966 yılındaki mezuniyetine dek Azzam Şam'da Muhammed Edip Salih, Said Havva, Ramazan el Buti, Mervan Hadid gibi önemli isimlerle tanıştı. Mezuniyetinin ardından ülkesinde dönen Azzam, İsrail'e karşı paramiliter savaşa dahil olsa da, Filistin'de savaşı yürüten Filistin Kurtuluş Örgütü'nün ulusalcı ve Marksist yapısından uzak durdu. Müslüman Kardeşler'in Filistin'deki yapılanması içerisinde kalmayı ve bu oluşum içinde İsrail'e karşı savaşmayı tercih etti. Bu tutumu daha sonra Hamas'ın teşkilinde rol oynamasına sebep olacaktı. Abdullah Azzam ve babası Mısır ve Ezher eğitimi Azzam, bir süre sonra eğitimini sürdürmek üzere Mısır'a, el Ezher Üniversitesi'ne gitti. Burada Şeriat alanında yüksek lisans yapan Azzam tekrar Ürdün'e dönerek Amman Üniversitesi'nde akademisyenliğe devam etti. Akademisyenliğe 1971'de el Ezher'de devam eden Abdullah Yusuf, 1973 yılında Fıkıh Usulü dalında doktorasını tamamladı. Tekrar ülkesine dönmesine rağmen "radikal" görülen fikirleri nedeniyle burada kariyerine devam edemedi. O yıllarda Suriye, Lübnan, Ürdün, Mısır gibi birçok ülkeden sürülen eğitmen ve akademisyenleri kabul eden Suudi Arabistan'a giderek akademik hayatını 1979 yılına kadar burada sürdürdü. Cidde Kral Abdulaziz Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptığı esnada, burada öğrenciliğini sürdüren Usame bin Ladin ile tanıştı. Afganistan 1979 yılı, tüm İslam dünyası için olduğu gibi Abdullah Azzam için de bir dönüm noktası oldu. İran Devrimi, Afganistan savaşı, Kabe Baskını gibi olaylar, dünyada yeni bir devrin başladığını gösterir nitelikteydi. Özellikle Kabe Baskını'nın ardından Suudi Arabistan, "radikal" fikirleri bünyesinden uzaklaştırmaya hız verdi. Abdullah Azzam da, bu kapsamda üniversiteden uzaklaştırıldı. Bunun ardından Azzam, 25 Aralık 1979'da Sovyetler Birliği işgaliyle farklı bir boyuta evrilen Afganistan savaşını yakından takip etmek üzere Pakistan'a gitme kararı aldı. Bu esnada, "Müslümanların Topraklarının Müdafaası" isimli bir fetva kaleme alarak "işgalcilere karşı savaşın her Müslümana farz olduğunu" ifade etti. İlk olarak İslamabad Uluslararası İslami Üniversitesi'nde akademisyenliğe başlayan Azzam, daha sonra Afganistan'a daha yakın olma düşüncesiyle Peşaver'e geçti. Bu yıllarda Peşaver, Afganistan'da süren savaşın yankısının en net şekilde duyulduğu, "mücahit" güçlerin cephe gerisini oluşturan en önemli merkezdi. Abdullah Azzam, bu yıllardan sonra akademik hayatını bir kenara bırakarak, kendisini sadece Afganistan'daki savaşa adadı. Azzam artık bölgede Arap ağırlıklı yabancı savaşçıların sevk ve idaresini yürüten kişi olarak öne çıkacaktı. Mekteb el Hidamat İlk olarak, bölgeye akın eden yabancı savaşçıları yerleştirmek, finanse etmek, eğitmek ve idaresini sağlamak üzere Mekteb el Hidamat'ı teşkil etti. Mekteb el Hidamat, on binlerce yabancı savaşçının Afganistan'a gönderilmesi ve Afganistan savaşının maddi olarak desteklenmesinde rol oynadı. Usame bin Ladin'in 1981 yılında Azzam'a yardım etmek üzere bölgeye gelmesi, Mekteb el Hidamat'ın aktivitesini artırdı. Bin Ladin gerek finansal, gerekse lojistik açıdan Mekteb el Hidamat'a yardım etti. Afganistan'daki savaşın Sovyetler Birliği'nin yenilgisiyle sonuçlanmasında büyük bir rol oynayan Azzam, bu savaşla beraber artık tüm dünyada adını duyuran cihat yanlısı akımın önderi olarak görülmeye başlandı. Afganistan'a gelen yabancı savaşçıların organize edilmesi, bugüne kadar uzanan küresel çatışma ortamının da temelini teşkil etti. Ayrıca bu sırada Azzam, başta Filistin olmak üzere dünyanın geri kalanıyla da irtibatı sürdürdü. Filistin'de Hamas'a kurulma sürecinde ve sonrasında yardımda bulundu. Bu doğrultuda Hamas'ın Batı Şeria'daki silahlı kanadına "Şehid Abdullah Azzam Tugayları" ismini verecekti. Batı Şeria ve Gazze'deki birliklerin "Şehid İzzeddin el Kassa Tugayları" adı altında birleştirildiği 1990'lı yılların başlarına kadar bu isim korundu. Sovyetler Birliği'nin 15 Şubat 1989'da Afganistan'dan çekilmesi, 10 yıldır süren savaşın artık yeni bir döneme evrileceğinin işaretiydi. "Mücahit" gruplar sahayı domine etmiş, ülke büyük oranda onların eline geçmiş, Sovyetler Birliği yenilmişti. Bu durum aynı zamanda çoğunluğu Arap olan yabancı savaşçılar için de yeni bir yol, yeni bir ufuk çizmek demekti. Suikast Sovyetler Birliği'nin uzantısı olan rejimin devrilmesi için gün sayılırken ve yeni hedefler için tartışmalar sürerken, Afganistan'daki en üst düzey isimlerden olan Azzam'a yönelik bir suikast gerçekleştirildi. Abdullah Azzam, suikaste uğradığı günlerde, "mücahit" gruplar arasındaki ayrılığı sona erdirmek için çalışmalar yürütüyordu. Abdullah Azzam'ın bombalı saldırıya uğrayan aracı 24 Kasım 1989 günü, Peşaver'in batısında bir camide hutbe vermek üzere yolda olan Abdullah Azzam'ın arabası patlayıcıyla hedef alındı. Araçlarının patlamaya hedef olması sonucu Abdullah Yusuf Azzam ve iki oğlu yaşamını yitirdi. Azzam ve oğulları Peşaver'e defnedildi. Azzam suikastinin ardından Afganistan'da gerek yerel gruplar gerekse yabancı savaşçılar arasında ayrılıklar daha da derinleşti ve ülke bir iç savaşa sürüklendi. Azzam suikastı için herkes farklı bir odağı suçlasa da failler bulunamadı. Cenaze namazı esnasında Abdullah Azzam'ın naaşı taşınıyor Usame bin Ladin ve Eymen ez Zevahiri'ye yönelik suçlamalar ispatlanamadı ve ikilinin Azzam ile oldukça yakın olan ilişkileri nedeniyle bu iddia yalnızca bir söylenti olarak kaldı. Abdullah Azzam'ın, Afganistan'dan sonra hedefi Filistin olarak görmesi başta olmak üzere birçok sebepten ötürü, suikasttan ABD, İsrail ve Ürdün istihbaratları sorumlu tutuldu. Ancak olay bugüne dek aydınlatılamadı.

Yahudilere göre Mesih’in gelmesi için birçok alamet gerçekleşti

4 ay önce Dindar Yahudiler son yıllarda "ahir zaman" ve "Mesih'in gelişi" konusunda birçok alametin gerçekleştiği görüşünde. Yahudilerin kutsal kitaplarında yazıldığı ifade edilen birçok alametin son yıllarda gerçekleştiği öne sürülüyor. Jerusalem Post'ta yer verilen haberde söz konusu alametlerden üçüne değinildi. Bunlardan ilki, Yahudi inancına göre 2 bin yıldan bu yana İsrail'de ilk kez tamamen kızıl ve "lekesi olmayan" bir buzağının doğması. 2017 yılında doğduğu öne sürülen buzağının doğumu ve kurban edilmesi, Kudüs'te Yahudilerin kutsal saydığı "Üçüncü Tapınak"ın inşasına işaret olarak görülüyor. Tapınağın inşası sonrasında da Mesih'in geleceği düşünülüyor. Yahudilerin ikinci alameti ise Ölü Deniz'de (Lut Gölü) yaşamın ortaya çıkmaya başlaması. Aşırı derecede tuz içerdiği için yaşam bulunmayan Ölü Deniz'in derinliklerinde son yıllarda yaşam formları görülmeye başlandı. Daha önce yaşamın bulunmadığı bilinen gölde 2011 yılında yaşam formları keşfedilmişti. Son yıllarda ise Ölü Deniz'de balıkların ortaya çıkmaya başladığı ifade edildi. Yahudilerin inancına göre "ahir zaman"da Ölü Deniz'de yaşam ortaya çıkacağına inanılıyor. Üçüncü alamet, Yahudilerin "Ağlama Duvarı" olarak nitelediği Burak Duvarı içerisinden bir yılan çıkması. Bu olay da 2018 yılında gerçekleşti. Yahudilerin ibadet ettiği sırada duvar içerisinde bir yılan görüldü ve bölgedeki Yahudilerin korkmasına yol açtı. Dindar Yahudiler tüm bu alametlerin "ahir zaman"ın gelişini ve "Mesih'in ortaya çıkışını" işaret ettiği görüşünde.

Malcom X kimdir?

4 ay önce Malcolm X, ABD''de yaşadığı dönemde ırkçılıkla mücadelenin sembol isimleri arasında yer aldı. Asıl adı Malcolm Little olan Malcolm X, henüz 5 yaşıdayken babasını faili meçhul bir cinayete kurban verdi. Annesi ise bu olayın ardından akıl hastanesini kapatıldı. 21 yaşındayken hırsızlık suçlamasıyla hapse mahkum edilen Malcolm X, cezaevinden çıktıktan sonra Nation of İslam isimli harekete katıldı. Malcolm X adını Nation Of İslam isimli harekete katıldıktan sonra alan Little, Afrikalı atalarının soyadını temsil etmesi nedeniyle X soyadını kullanmaya başladı. Altı yaşındayken babası öldürüldü. On üç yaşına geldiğinde, annesi akıl hastanesine yerleştirildi ve kendisi koruyucu aileye verildi. Yaşamına bir süre bu şekilde devam etti. 1946 yılında (21 yaşındayken), hırsızlık ve hâneye tecavüz suçlarından hapishaneye girdi. Hapishanede, "İslam Ümmeti" (İngilizce: Nation of Islam) isimli siyahî harekete katıldı. 1952 yılında şartlı tahliye edildi. Tahliye edildikten sonra kısa zamanda hareketin liderlerinden biri hâline geldi. Bu hareketin en meşhur siması olduğu yaklaşık 12 yıl içinde, siyâhî üstünlüğüne inandığı İslam Milleti öğretileri doğrultusunda, siyah ile beyaz Amerikalılar''ın ayrılması gerektiğini savundu ve sivil haklar hareketinin ırksal bütünleşme vurgularına karşı alaycı tavırlar sergiledi.

NAMAZ VAKİTLERİ
İMSAK 05:09
GÜNEŞ 06:26
ÖĞLE 13:05
İKİNDİ 16:49
AKŞAM 19:44
YATSI 21:02
BU HAFTANIN FETVASI
Günümüz Yöneticilerin Durumu

SORU Selamun aleykum hocam, Allah ilminizi arttırsın. Bu zamanlarda çıkan yeni bir konu ile karşı karşıyayız ve bu konuda çoğu ilim ehli insanlar, görüş ve fetvanın peşinden gidiyor ve onlara tabi olanlarda ve bu konuda bende arayıştayım bu konuda ayet ve hadis ışığında delilleri ile bizi aydınlatır mısınız? Sorum şu olacak malum ülkemizde geriye dönük 12 yıla bakacak olursak şuan ki, yönetim için bazıları Abdülaziz bin baz, İbni Useymin, Albani ve Ebu Basir Tartusi’yi delil getirerek küfür sözü söylese de, Allah’ın kanunları dışında beşeri yasalar çıkartsa da ehveni şer dediğimiz olay ile ve müslümanların yolunu açıp bir takım yerlere gidilmesi için yolları kapatmaması, hatta gizliden onlara yardım etmesi yani Suriye’deki ve genelde Müslümanlara yardım etmesi Myanmar’daki, Filistin’deki, Afrika’daki insanlara yardım etmesi erzak göndermesi ve daha başka yardımlar etmesini delil getirerek ve buna zülmü kaldırmak, adaleti getirmek Müslümanları korumak adı altında tevili de dillerine dolayıp devlet başkanlarını ve cumhurbaşkanlarını, eğer bunlar baştan düşerse Müslümanların son kalesi olan Türkiye düşerse ümmet yıkılır ve daha kötüye gideriz mantığıyla tekfir etmiyorlar. Bize bunu delilleriyle ve kaç âlim tekfir ediyor sayısı isimlerini yazarsanız seviniriz. Allah ilminizi arttırsın. CEVAP Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatuhû. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a, salât ve selam efendimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun. Rabbim bizlere basiret versin, hakkı hak olarak görüp tabi olmayı, batılıda batıl görüp ondan uzaklaşmayı cümlemize nasip ve müyesser etsin. Muhterem kardeşim sana kısaca şuan Allah’ın yardımıyla küfür kanunlarıyla hükmeden devlet yöneticilerinin küfürlerini anlatacağım. Ardından tekfir edilmemeleri iddiasının şüphelerini gidermeye çalışacağım. Günümüzün Demokrasiyle hükmeden devlet yöneticileri sadece bir kapıdan değil onlarca kapıdan küfre girmektedirler: Doğu ve batı tağutlarını ve tağuti sistemleri redetmiyorlar, onları inkar etmiyorlar ve beraatlerini açığa vurmuyorlar. Bilakis onları, kalplerini bilmiyoruz ama dilleriyle övüp yüceltiyorlar ve saygılarını ifade ediyorlar. Ne arap tağutlarını, ne doğu tağutlarını, ne batı tağutlarını nede yerel tağutları red etmiyorlar. Bilakis onlarla oturup sevgi ve saygı çerçevesinde antlaşmalara varıyorlar, birbirlerine destek veriyorlar, medya önünde dostluklarını pekiştirici pozlar veriyorlar. Bir insanın Müslüman olabilmesi için sadece Allah’a iman etmesi yetmez. Allah’ın dışında ibadet edilen, ilahlaştırılan tağutlarıda red etmesi gerekmektedir. Lailahe illallah sözünün iki rüknü vardır. Allah’a iman etmek ve tağutları yani sahte ilahları reddetmek. Allah’ın diniyle, kanun, şiar ve değerleriyle alay etmek veya hafife almak. Belki bu saydığın devlet yöneticileri alay etmiyorlar ama alay eden, dalga geçen, hakaret eden kuruluşlara, medyayı oluşturan televizyon, radyo, dergi, gazete, kitap, internet ve tiyatro gibi vasıtalara izin ve ruhsat verilmekte, hatta korunmaktadır. Allah’ın dinini hafife alan bir kuruluşa eliyle münkeri değiştirmek isteyen Müslüman, bu ülkede cezalandırılmaktadır. Sahabeleri hafife alan kişiler hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette, biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk, derler. De ki: Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? (Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz.” (Tevbe, 65-66) Bu ülkede var olan açık küfürlerden biri, İslam dininden irtidat etmek, din değiştirmek, haça, şeytana ve her türlü nesneye tapmak veya tamamıyla inkar etmek ateist olmak serbesttir. Vatandaşların özgürlükleri vardır, kimse karışamaz, karışanlar devlet kanunlarıyla cezalandırılmaktadır. Kâfirleri dost edinmeleri, onların küfür düzenlerinin ve otoritelerinin gerçekleşmesi için yardım etmeleri, imkan sunmaları ve müslümanlara olan savaşlarında destek vermeleri. ABD’nin Türkiye’de üs kurması, İslam’a ve müslümanlara savaşlarında Türkiye’den yardım aldığı, Natoya bağlı olması sebebiyle Afganistan’da ABD ile beraber asker bulundurması ve birçok siyasi askeri ekonomik ve kültürel yardımlaşmaların olduğu kör olmayanlara malum olan bir durumdur. Müslümanlara karşı PYD’ye ve Peşmergelere destek verdiği herkesin malumudur. Dostluk içinde oldukları ABD, İsrail ve yüzlerce küfür devletlerinin elemanlarının ve maslahatlarının korunduğu herkese ayan beyan olan şeylerdir. Yakalanan mücahitlerin hapse atılması, yabancı mücahitlerin ülkelerine teslim edilmeleri, anıt kabire gidip saygı duruşunda bulunmaları, övücü sözler söylemeleri, Alevilerle kardeşlik mesajlarının verilmesi yakın uzak herkesin bildiği bir gerçeklerdir. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Maide, 51) Demokrasinin İslam şeriatı yerine kabul edilmesi ve tatbik edilmesi, uymayanların cezalandırılması. Demokrasi ve laikliğin teminatı olduklarını beyan etmeleri… Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran, 85) Koymuş oldukları kanunlarla kendilerini Rabbül Alemin seviyesine çıkarmaları. Kanun koyma, teşri yapma sebebiyle kendilerini ilahlaştırmaları. Şuan bu düzende maalesef Allah’u Teâlâ’nın ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in talimatları, kanunları bir şey ifade etmiyor. Mahalle muhtarı haşa Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den daha yetkilidir. Ama kendilerinin kanunları her şeyin üstündedir. Allah-u Teâlâ müşrikleri bahsederken ahirette şu sözü söyleyeceklerini beyan ediyor: “Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.” (Şuara, 97-98) Müşrikler sahte ilahlarına bu sözleri söylerken yaratmada, rızık vermede, diriltmede eşit tutardık kastetmiyorlar, onların kasıtları itaatte, yasamada, sevgi ve korkuda Allah’a eşit tutardık diye kastediyorlar. Kanun koymaları, yasamada bulunmaları, hakimiyet hakkını kendilerine ve millet vekillerine vermeleri. Bunların düzenlerinde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Bizim dinimizdede “Egemenlik (kayıtsız ve şartsız) Allah’ındır.” (Yusuf, 40) Kanun koymak ilahlık taslamak demektir. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var?” (Şura, 21) Allah’ın haram kıldığı şeyleri, helal kılan müşriklere itaatin şirk olacağı ayetle sabittir: “Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşanlar olursunuz.” (En’am, 121) Var olan, konmuş küfür kanunlarıyla hükmetmeleri. “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide, 44) Küfür törenlerine katılıp, küfrü ve kâfirleri övmeleri, hergün küfür gerektiren onlarca söz ve eylemde bulunmalarına şahit olmaktayız. Tabi bu küfür söz ve eylemler bir iki kere veya bir iki günlük meseleler değil senelerce devam eden ve bunlar için mücadele edinilen meselelerdir. İşte bu vasıflardaki devlet yöneticilerinin kâfir olduklarına inanıyoruz. Rabbani cihadi âlimlerimiz bu vasıflarda olan devlet yöneticilerini tekfir ederler. Tekfir etmeyenler büyük bir yanlış içindedirler. Bunlar hakkında tekfir manilerini işletirsek, elle tutulur bir mani yoktur. İkrah dersek bu yöneticiler ikrah altında değiller. Bu makama isteyerek, gönüllü gelmişler, hatta gelmek için senelerce her şeylerini feda ederek ve mücadele ederek gelmişler. Bu makamı bırakmak isterlerse, seve seve tağutlar istifalarını kabul ederler. Hata (kasıtsızlık) dersen bir kerelik bir anlık olan şeyler değil bir dil sürçmesi meselesi değildir. Cehalet dersen, bu kimseler cahil değiller. Yeni İslam’a girmiş veya dağ başında yaşayan veya ilimden ve ulemadan uzak diyarlarda yaşıyorlar denmez, bilakis onlara hakkı beyan eden Müslümanları hapsediyorlar ve onlara karşı mücadele veriyorlar. Hakka ulaşma imkanları kısıtlı değildir. Kasten öğrenmiyorlar veya öğrendikleri halde yüz çeviriyorlar. Tevil dersen haydi bir meselede yırttılar ikincisini, üçüncüsünü… onlarcasını nasıl yırtacaklar. Tevilinde bir usulü bir üslubu ve kabul edilecek yönü vardır. Tamamıyla sonuna kadar tevil kapıları açık veya kırık değildir. Maslahat meselesine gelince, Şeyh Ebu Muhammed Elmakdisi’nin (Rabbim esaretini çözsün) güzel sözleri var diyor ki: Bu yöneticilere sorarız: Dinin ve Müslümanların maslahatlarını en bilen kimdir? Eğer “Biz biliyoruz” derlerse, deriz ki: “Biz sizin taptıklarınıza tapmayız. Sizde bizim taktıklarımıza tapmıyorsunuz. Sizin dininiz sizin, bizim dinimizde bizimdir.” Çünkü Allah-u Teâlâ kuranı kerimde hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Bizleri başıboş yaratmamıştır. Eğer maslahatı en iyi bilen Allah-u Teâlâ’dır derlerse deriz ki: Allah-u Teâlâ en büyük maslahatı tevhidi ve dini koruma olarak beyan emretmemiş midir? Allah-u Teâlâ şirki reddetmek ve Allah’ı birlemek için insanları yaratmış, kitaplar indirmiş, Rasûller göndermiş, cihadı farz kılmış ve Tevhid uğruna öldürülmeyi en şerefli makam kılmamış mıdır? Dinin maslahatını insanların maslahatı önünde gördüğü için cihadı farz kılmıştır. Cihadta evler, binalar yıkılır, en değerli insanlar öldürülür, kadınlar dul çocukları yetim bırakılır, en değerli mallar uğruna harcanır. İnsanların dünya maslahatları din maslahatının önüne geçmiş olsaydı cihad farz kılınmazdı. Ehli Sünnet menhecinde, hiçbir âlim kişiyi küfürden engelleyen dört maniden başka mani getirmemişlerdir. Yukarıda bahsettiğim gibi, mükellef için küfre engel olan ya muteber bir ikrah veya muteber bir cehalet veya muteber bir tevil veya kasıtsız bir hatadan başka engel yoktur. Hiçbir âlim, Müslümanlara hizmet etmek veya faydalı işler yapmak veya yardıma muhtaç Müslümanlara yardım etmek veya namaz kılmak veya eşinin sözde başörtülü olması tekfirin önünde mani olabilir dememişlerdir. Dünya genelinde kendisini İslam’a nisbet eden her bir tağutun bazı İslami, faydalı ve güzel amelleri vardır. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in amcası Ebutalib, İslamın hak bir din olduğunu biliyordu. Efendimize ve Müslümanlara çok büyük faydaları olmuştu. Sahabenin çektikleri sıkıntıları oda çekti. Üç sene boyunca ambargoya oda tabi tutuldu. Ölmeden önce Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Vallahi kavmim beni utandırmayacaklarından emin olsaydım seni sevindirecek sözü (şehadet kelimesi) söylerdim” demişti ama küfürden kurtulamadı. Bizler, günümüzün tağutlarının yapmış oldukları iyilikleri bahsederken yaptıkları tahribatlarıda bir bir saymalıyız. Bu tağutlar İslam adına geldiler ama İslam’ı tavizleriyle, tahrifleriyle baltaladılar. Samimi duygu ve çalışmalarıyla yıkılmaya yüz tutmuş küfür düzenini güçlendirdikçe güçlendirdiler. Müslümanlara vela ve bera diye bir şey bırakmadılar. Demokrat İslam diye bir din uydurup yaydılar. Küfrü her geçen gün güneş gibi görünmeye başlamış olan Suud rejiminin müftülüğünü yapmış, ABD kuvvetlerinin mübarek olan Hicaz topraklarına girme fetvası vermiş, ABD’li askerlere saldırmış mücahitlerin idamına onay vermiş İbni Baz’dan, devlete yakınlığı bilinen İbni Useymin’den, İman küfür konularında irca fikri taşıyan Elbani’den tağutların hükmü sorulmaz, çünkü bu konuda onlardan sağlıklı bir cevap gelmez. Ama başka İslami konularda şüphesiz engin olan ilimlerinden faydalanabiliriz. Şeyh Ebu Basir’in ağzından işitmedim ama gerçekten eğer bu yöneticileri tekfir etmiyorsa, bana göre kitapları ve bu konudaki tutumu çelişki arz eder. Ama ben ne ağzından nede yazılarından tekfir edilmeyeceklerine dair bir şey görmedim. Hangi âlimler tekfir ediyor? sorusuna şunu söyleyebilirim: Güvendiğimiz selefi, cihadi bütün âlimlerin kitaplarından yukarıda saydığım küfür sıfatlarını taşıyan devlet yöneticilerini tekfir ettikleri rahatlıkla görülebilir. Şu bir gerçektir neredeyse akidede yazılmış hiçbir kitapta isimlerle “falan tağut, filan tağut kâfirdir” diye yazmazlar. Yazılarından kimler kastedildiği rahatlıkla anlaşılır. Bu âlimlerin her birisine rahatlıkla ulaşamıyoruz. Çoğu cihad meydanlarında ve hapishanelerdedirler. Bir kısmı şehit düşmüştür. Rabbim şehadetlerini kabul etsin. O sebeple teker teker isim sayamam. Tağutların tekfir meselelerini daha iyi anlamak istersen Şeyh Ebu Muhammed Elmakdisi, Ebu Katade, Abdülkadir Bin Abdulaziz, Ebubasir, Ali Elhudeyr, Nasır Elfehd, Ahmed Elhalidi, Süleyman Nasır Ulvan, Ebu Yahya, Atiyyetullah, Şeyh İsa ve daha nicelerinin kitap ve sesli derslerine bakabilirsin. Rabbim şehitlerini kabul etsin, esir olanları kurtarsın. Onları muhafaza etsin. Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir. Musa Ebu Cafer

BU HAFTANIN MAKALESİ
Asrın Projesi

"Asrın projesi", İslam'ı devletsiz yaşatma projesidir. Kafirler biliyorlar ki her devirde muhakkak İslam'ı yaşayacak birileri var olacaktır. Fakat İslam'ı yaşayacak birilerinin var olması, onları tedirgin etmiyor. Onları tedirgin eden şey, müslümanların Kur'an anayasası ile kurulmuş bir İslam devletinin varlığı ile, İslamlarını - dinlerini yaşama arzudur. Ve İslam düşmanları biliyorlar ki, müslümanların Kuran'a dayalı kurulmuş bir İslam Devleti ile dinlerini yaşama arzusunun gerçekleşebilmesinin tek hakikati de kendilerine karşı yürütülecek olan cihattır. İşte kâfirlerin kurguladıkları asrın projesinin altında yatan gerçek. CİHADSIZ İSLAM….! Çünkü, cihattan ve cihadın hedefi olan Kur'an ve Sünnete dayalı bir İslam devleti kurmaktan soyutlanmış. Ve kendi yönetimleri içerisinde yaşatılacak. Ve Ümmetin büyük bir çoğunluğu tarafından kabul görmüş bu İslam, kendileri için en tehli̇kesi̇z İslam'dır. Öyleyse ey Müslüman! Nerede olursan ol, hangi konumda bulunuyorsan bulun, daveti̇n - tebli̇ği̇n - çaban - gayreti̇n İslam ümmeti̇ni̇ Kur'an ve sünnete dayalı İslam devleti̇ni̇ kurmak amacıyla ümmeti̇ ci̇hada teşvi̇k üzere olsun. Çünkü asrın projesi̇ olan İslam'ı devletsi̇z yaşatma projesini bozmanın tek çözümü de ümmetin tekrar cihat projesi içerisinde yer almasıdır. Ve şimdi Kuran'ın şu emrine kulak verelim. "Ey peygamber! Onları cihada teşvik et!"(Enfal:65) Neden Cihat…! Çünkü küfrün Zulmünden, İslâm devleti̇ ile İslam'ın adaleti̇ne geçi̇ş yapabi̇lmeni̇n tek şartı ci̇hattır. Ve bu cihadı müslümanlara zorunlu kılan şey. Kâfirlerin zulüm maskelerini ortaya çıkaracak olan İslam devleti̇ne ve onda tezahür edecek İslam adaleti̇ne tahammül edemeyişleridir. Öyleyse farz - ayn olan ci̇hattan soyutlanmış bi̇r İslam, peygamberleri̇n mi̇rasına yapılmış bi̇r i̇hanetti̇r. Ebu Zer

...
Ne İçin ve Nasıl Cihad Ediyoruz?

Abdullah el Muhaciri (Kuteybe Türki) | 36 sayfa | PDF’yi Aç & İndir